birkaç kötü site. nihaha. ayrıca da kendi biloğumu kendim yaparım. hahayt!
fak feysbuk
tambılır
blogg.se
vkontakte.ru
stumble
okuma sitesi
formspring
imdb
ekşi sözlük
twitter
ask.fm
good reads
deviantart
triancula single listesi
profil
last.fm
eksprensip
limonyak
boş zamanlarımda kendimi sevmiyor değilim.




Wednesday, January 5

"Unutmamak nihai ağrıcı kesici, anladım."
Sıla Gençoğlu


Tütsüyü yaktım. Bir gece önce yanımdayken yakamamıştım ama bu kez yakabilmeyi başardım. Ev sıcaktı ama biraz daha arttırdım sıcaklığı. Işıkları tam senin hep tercih ettiğini söylediğin gibi yaptım. Mutfağa girdim. Mutfaktaki ışığı yakamadım. Seni aradım. Işığı nereden yakacağımı söyleyip telefonu kapattın. Işığı yaktım. Kettle'da sular kaynattım ve kendime bir çay yaptım. Sonra tekrar odaya geçtim. Masadaki bisküvilerden birkaç tanesini ağzıma attım. Sonra ayağa kalktım ve aynada kendime baktım. Aslında kendime bakmadım; sadece boynumda bıraktığın ize baktım. Güldüm ve kızdım. İnsanlara 'yeni manitamla vampircilik oynadık da biraz.' gibi bir cümle kuracağımı düşündüm; çünkü sormamaları imkansızdı. Seni düşündüm. Sonra kendime bir çay daha yaptım. Bi' sigara yaktım. Sıla'nın son albümünü açtım. 'Boşver'e sesli olarak, 'Vur Kadehi Ustam'a sessiz olarak eşlik ettim. Her şarkıyı minimum 3 kez dinledim. Zaten 'Sıla dinlemek' benim için 'Ege'ye uğramak' gibi bir şeydi. Sen de Egeliydin. Ben de Egeli sayılırdım. Egeliler iyi insanlardı. Herhangi bir Ege kasabasında ikimizi hayal ettim. Senin çocukluğunun geçtiği, benimse en berbat zamanımın geçtiği kasaba mesela. Kötü bir anıyı silmek güç, ama bunu iyi bir hale dönüştürmek benim elimde olan bir şey. Bunu düşündüm.
Bir de tabii her şeyin ne kadar hızlı geliştiğini düşündüm. İkimizin kesiştiği geceyi, her şeyin bir şanstan ibaret oluşunu bir de. Bana dar gelen üstümdeki kıyafetlerine baktım. Sonra sen bir mesaj attın. 'Sıkıldın mı? Gitme, az kaldı.' gibi bir mesaj. Odada bir tek sen eksiktin; ne sıkılmasından bahsediyordun ki? Benim keyfim yerindeydi. Sonra senin ne kadar sevimli ve iyi biri olduğunu düşündüm. 'Ne kadar iyi bir insan yaaa.' diye bir cümle kurdum kendi kendime. Sonra The Cure açtım. 'Bloodflowers' albümünü 3 kez baştan sona dinledim. Sonra kitaplarına baktım. Sen gecenin bir yarısında işten eve geldiğinde elimde gördüğün o kitabı okudum. Saate bakma gereği duymadan, çok ama çok çabuk geçti zaman. O senin kitabındı ve o anda bana huzur vermişti; bu zaten kocaman bir şey.

Ben okula giderken koltuktaki sızmış haline ve 4 saat sonra beni telefonla arayıp "Resmen bayılmışım ben yaaa." demene ise hasta oldum.

Öyle tuhaf ki her şey. Benzer süreçlerden geçiyoruz. Kolay değil hiçbir şey. Fazla bir anlam yüklememek gerekiyor; çünkü bizim bir beynimiz var.

Göt.

Labels:

0 comments


geçmişimin kara lekeleri
April 2006
May 2006
June 2006
July 2006
August 2006
September 2006
October 2006
November 2006
December 2006
January 2007
February 2007
March 2007
April 2007
May 2007
June 2007
August 2007
September 2007
October 2007
November 2007
December 2007
January 2008
February 2008
March 2008
April 2008
May 2008
June 2008
July 2008
August 2008
September 2008
October 2008
November 2008
December 2008
January 2009
February 2009
March 2009
April 2009
May 2009
June 2009
July 2009
September 2009
October 2009
November 2009
December 2009
January 2010
February 2010
March 2010
April 2010
May 2010
June 2010
July 2010
August 2010
September 2010
October 2010
November 2010
December 2010
January 2011
February 2011
March 2011
April 2011
May 2011
June 2011
November 2011
December 2011
January 2012
March 2012