birkaç kötü site. nihaha. ayrıca da kendi biloğumu kendim yaparım. hahayt!
fak feysbuk
tambılır
blogg.se
vkontakte.ru
stumble
okuma sitesi
formspring
imdb
ekşi sözlük
twitter
ask.fm
good reads
deviantart
triancula single listesi
profil
last.fm
eksprensip
limonyak
boş zamanlarımda kendimi sevmiyor değilim.




Thursday, December 23
"Close your eyes and think of someone you physically admire. And let me kiss you."
Steven Patrick Morrissey
İnsanlara herhangi bir konuda herhangi bir açıklama yapmak bile yeteri kadar can sıkıcı bir durum olabiliyorken, herhangi bir konunun bazılarına göre fazla mühim bir konu olması ve benim o konuya aynı ciddiyetle yaklaşmıyor olmam bu açıklamaları çok daha beter bir hale sokuyor. “Anne, özel hayatım hakkında konuşmak istemiyorum. Teşekkürler.”, “Dayı, artık işimlen gündeme gelmek istiyorum, lütfen.” veya “Hacı, olaylar düşündüğünüz kadar Türk olayı halinde gerçekleşmedi, abartmayın.” gibi kestirip de atamıyor insan. İlla birkaç özel bir durumu anlatmak zorundasınız. Zaten tam havaya girip ağzınızdan artık geçmişte kalan ilişkinize dair samimi bir açıklama yaptığınızda, üçüncü cümleden sonra ‘Ha, anladım; zaten sana bir şey diyeyim mi, daha neler yaşayacaksın. Canım.’ gibilerinden bir ‘Daha fazla anlatmana gerek yok, ben anladım.’ cevabı geliyor. Doğal olarak cinnetin eşiğinde dolanıyorsunuz. Falan filan. Fena sıkıcı.

Sıkıcı bulduğum bir başka konu da elbette Kırismıs şarkıları. Mariah Carey ve Wham!’ın şarkılarını bu yıl da duyarsam, sokakta gördüğüm ilk insanı Hakkari’ye kaçırmayı filan düşünüyorum.

Ama tabii hayat güzel bir şey; bunu zaten hepimiz tecrübelendikçe daha da iyi biliyor, daha da her olaya karşı temkinli yaklaşıyor ve yaklaşımımızın birçok konuda farklılaşması bize yaşlandığımızı hissettirse de bir yandan ‘olgun ve seksi’ olduğumuzu da hatırlattığı için keyfimiz yerine geliyor ve ‘Hahayt!’ demeye devam ediyoruz.

Şimdi size geçen gün hastanede karşılaştığım hartkor milliyetçi kadını anlatasım var da, ‘duygusal-türkçe-pop şarkısı’ kıvamında olduğum için an itibariyle, bunu yapmak hiç içimden gelmiyor. İnanır mısınız ama dışımdan da gelmiyor. Gelmiyor. Ama cidden kadının kafasını ‘anladım seni, ama düşüncene sokayım tabii.’ şeklinde sallayarak ve “Ben bir çocuğun bakımını üstlensem, bu çocuk benim memleketimden bir çocuk olurdu.” cümlesini kurarak, karşısındaki kadına yüzyılın ayarını verdiğini düşünmesi ve kafasını çevirip, yüzüme bakıp, tepkime odaklanması efsaneydi; bunu anlatmazsam cidden olmazdı.

Dediğim gibi hüzünlü bir çalışmayım bu aralar. Karşısında dikilip “Ehehe. Naber ya?” demek ve muhabbetimi daha da ilerletmek istediğim insanlar var. Tabii konuşmaya değer bulduğum insanlar genellikle meşgul şahıslar olduğu için ‘bir türlü denk düşememek’ durumu bir hayli can sıkıcı. Bana kalsa, çoktan seviştim bile onlarla. ‘-ler, -lar’ gibi birtakım ekler kullanıyorum; çünkü listem epey kabarık.

Ben ölürsem gençler, özel hayatım hakkında merak ettiğiniz ne varsa Talha’ya sorun bence. Talha ‘sokak müzisyenliği’ isimli mesleğinden intihar edip, benim biyografik bir kitabımı yayınlasa ve ne bileyim promosyon konusunda altı ayda bir çıkardığı single’larını İstanbul’un en baba yerlerindeki bilbortlarda tanıtan ve ‘bir-promosyon-harikası’ olan Ziynet Sali kişisi gibi başarılı bir insan olursa yemin ederim bu ülkenin ‘en meşhur ölü ünsüz ünlüsü’ne dönüşebilirim, Talha da ‘ zengin ama zayıf; çünkü vejetaryen’ bir ünlüye dönüşebilir. Hayır tabii ki de bunların hiçbirisi gerçekleşmeyecek; çünkü ben ölmeyeceğim; çünkü Talha ‘sanat için sanat’ yapan birisi; ama yine de hastane muhabbetleri açıldığında otomatik olarak gerilen bir insanım. Bana ‘has…’ hecesini söylediğinizde yüzümde oluşan ‘nolur –tane diye devam etmesin, nolur küfür etsin’ ifadesini fark ederseniz şayet, siz de bu korkumu rahatlıkla anlayabilirsiniz bence.

Talha çok şahane bir adam bir de. Biliyorsunuz, Talha benim yaşam koçum. Kimse üzülmesin, darılmasın, bozulmasın da, Talha’nın ve Meryem’in yeri bende bi’ başka. Benim bundan 6 sene önce yazılmış ve buram buram ergenlik kokan kitabımı her 3 sayfada bir geriye dönerek okuması -hazmedilmesi zor bi’ kitap tabii dskjfldsfsd- ve ‘olm biliyorsun aslında şu anda o kadar da leş bir insan değilim.’ diyerek kendimi savunmama gerek kalmadan yazdıklarımın bir boka benzemediğini, kitap hakkında hala daha inatla ‘İnanılmaz… Harikulade…’ gibi düşünceler besleyen birtakım öğretmenlerin ve kazık kadar insanların aksine düşünmesi bile adamı gözümde ayrı bir yere koyuyor. Geçen gece 5’te tam ikimiz de uyuyakalmadan önce “Olm bizim Canuşka çok iyi çocuk lan.”, “Evet aaabi, çok iyi çocuk lan.” gibi fantastik bir diyalog kurdum kendisiyle. Konuşmaların Can’a nasıl uzandığı konusunda en ufak bir fikrim yok. Uyandığımda yerdeki pofuduğun kenarında uyuyakalmıştı bir de. Manyak herif. Annemle bir anda kanka olmalarına değinmiyorum bile. Ehehe.

Şimdi hatırladım da, sdkjfdsklfjlkdsjfds, muhtemelen 04:20’den, 04:57’ye kadar ‘kol-kıyafet-damar-et-canlılık-his’ muhabbeti yaptım ve adam inatla dinledi; bir de üstüne hayvanlar kadar doğru bir yorum yaptı. İnsan lan, insan. Arkadaşım, cancişim diye demiyorum ve pezevenklik gibi olmasın ama bu çocuğu kaçırmayın derim ben sevgili ekranları başında bu yazıyı okuyan çıtır ve genş kızlar. Herifin nikah şahidi ben olmazsam bileklerimi önce yalar, sonra doğrarım. Üstüne de “Yalamadan doğramam, arkadaş! Benim raconum bu!” gibi bir cümle kurarım.

Sıkıldım bu yazıdan. Hadi siz şimdi gidin yakınınızdaki ilk insanla seks filan yapın, ben de önce 'Kingdom of Rust' dinleyeyim, sonra da balkona gideyim de bir sigara içeyim. Görüşürükh.

Labels: , ,

0 comments


Monday, December 20

"Sen bi' başkasın, içimde saklısın."
Hale Caneroğlu



Bunu inkar edecek değilim: Her şeyden öte güçlü insanlarız. Öylesine mutluyum ki. Öylesine huzurluyum ki. Seni desteklerken, hatta haddinden fazla desteklerken "Ya hayır, bunu söylememişsin gibi kabul ediyorum." dediğinde huzurun maksimum noktasındaydım. Seni öylesine çok seviyorum ki. Ve sen de beni öylesine çok seviyorsun ki. Süperiz lan. Bunu hönkürerek haykırabilmek bile bir şans. Geldiğimiz noktanın şahaneliği, başlarken de belliydi. 'Hayır ya. Oha. Öyle mi anladın?'lar -ama hep bi' 'Hayır!' lafı var farkındaysan- 'Ya yok, o zaten öyle bir şey düşünse pat diye söyler; brokoli yaptım size gençler'ler. Çok güzel. Oturup mutluluktan ağlayasım geliyor. Ama tabii ağlayasım geliyor diye ağlayacak değilim. Ahaha. Manyak mısın allaşkına bebeğim?


Şu anda çok heyecanlıyım. Senin çatır çatır açıklamalarını gölgede bırakacak bir gelişmenin gerçekleşmesi an meselesi. Yıllara meydan dayayasım var, ama bunun konumuzla bir alakası yok; salak salak sırıt diye söyledim. Sen tapşap'ta 'ehele' diye çantalara bakarken kredi kartı mevzusunu açmam gibi bir şey bu, bebeğim.


Yar. Yaaar. Yææær. Sen benim her bi' bokumsun. Evet, şu anda çok duygusalım. Biliyorsun, duygularım hat safhaya çıkınca ya küfür etmekten düzgün bir cümle kuramıyorum ya da içli içli ağlıyorum. Hadi her şeyi geç -bir şeyler yaşamış insanlarız; iki medeni insanız biz; bu kadar olsun aramızda- o balkonda yıllar sonra kendimden geçercesine ağlayışıma tanık olmuş tek insansın. Ben ve ağlamak. Gelip yanıma ağlayacak gibi olmanı -farkındaysan ağlaman demiyorum; sen ağlamazsın çünkü; sen hiçbir zaman ağlamadın çünkü; sen güçlü ben şebeğim çünkü.- ve elimi tutup 'gerçekten çok...'lu cümleler kurmanı hiçbir zaman unutabileceğimi sanmıyorum bebeğim. Ünlü bir fotoğrafçı olma aşamasında henüz bir amatörken, çektiğin şahane fotoğraflarda heyecanlanmanı, Cezayir Sokağı'nda Yalın şarkılarını katleden o gerzeğe çemkirmeni, yoldan geçen tüm kedilere yavşamanı, ben bira içtiğimde hep ice-tea mango içmeni, Ferhat Göçer ve Yıldız Tilbe'yi izleyip hüzünlü hüzünlü uyuklayışımızdan kısa bir süre sonra Lady Gaga şarkılarıyla evde ilk ve tek defa salak salak oynayışımızı -hayır tabii ki de ben oynarken bana eşlik ettin Meryem, inkar etme-, Unicef çalışanlarını sigaranla ve kuğulluğunla sikmeni, tramvayda seni ittire ittire 'Pardon, ilerler misiniz?' yapan adamı, Üsküdar çarşısının oralarda minibüste 'Müßßßsssssait bir yerde' yapan kadını bağıra bağıra taklit edişini, uyurken hep senden önce uyuyakaldığım için uyandığımda benimle minimum 20 dakika boyunca hiçbir şekilde konuşmadığını, çok yorgun olduğunda ağzın açık uyuyakalmanı izlerken kendimden geçerek sırıta sırıta gülmemi, Hollanda peynirini, Milbukabele'yi, 'umarsız' kelimesinin anlamını, içindeki doğuştan atarlı Doğulu insanı, çaya hiçbir zaman şeker koymamanı, sosis kızarttığında hep Kedibör'ün tabağına benim tabağımdan daha çok sosis koymanı, tuvalette bayılırken yanıma gelip beni ayıltmanı, mahalle kavgasına beraber sebep olmamızı, adını bir türlü ezberleyemediğim tatlı Ermeni apartman yöneticisine 'umarsız' bakışını, yol özürlü bir insan olduğum için ben sürekli yanlış yollara girerken beni tek bir kol hareketiyle doğru yola sokmanı -ki bu cümle çok boyutlu bir cümle, of çok klişeyim, susduuum-, 3 yıldır evi her gün hizmetçi kadın gibi temizlediğini, aslında çok iyi bir ev hanımı olacağını bana sık sık düşündürtmeni, hayvanlarının yemini almak için yorgunluktan ölsen de fıtı fıtı Eminönü'ne yardırmanı, beni hiçbir zaman hayvandostu bir insan yapamamanı, sizden bizim eve döndüğümde televizyonu açar açmaz senin One Love'da gaylerle dans edişini iki saniyeliğine görüp yarılmamı, kim-olduğunu-bilirsin-sen'le ilgili her şeyi ve gayet de iki pis insan oluşumuzu, hiçbir zaman doğru düzgün kavga edememiş olmamızı, insanlara haddinden fazla sabırlı davranmanı, bana karşı hat safhada anlayışlı olmanı, çok şahane bir sevgili, çok şahane bir kadın ve çok şahane bir insan olmanı... falan filan, hayatta unutamam. Daha da anlatırdım da, sıkıldım. Çok götsün, insan iki çift laf da benim için eder ya. Ha sen anca 'ya böyle kafam güzel gibi. Helele' yap. Bok. sdkjfldsf.


Ama bebeğim işte gördüğün gibi 2 sezon devam etti dizimiz ve fakat reytinklerimiz düştü. Az değil, çok düştü. FOX isimli gerzek kanalda bile yayınlamazlar bizi artık. E gururlu insanlarız tabii. Kült olacağız. Bizim ideallerimiz var. \m/


Çok heyecanlıyım. Hayvanlar gibi heyecanlıyım. İkimiz için de çok heyecanlıyım. Medeniyetin kitabını yazacağız bebeğim. Çünkü biz manyağız bebeğim. Bizim kimyamız -affedersin de- herkesi tersten siker bebeğim. Biz şahane iki insanız bebeğim. Canımsın ulan benim. Ben de senin Can'ınım; apostrofa dikkat etmen gerektiğini vurgulamayacağım tabii ki.


Öf. Şu anda çok yavşağım. Gerzek karı. Arada bi' böyle teyze gibi gülüyorsun ya hani. dskfdsljfldsf. Ha, şeyi yazmayı unuttum: Fındıkzade'deki evdeki kombi kendine kendine homur homur homurdanırken, sen -inanır mısın ama dskljfdsfds- bir espri yapmıştın ve ben de 'ehe ehe ehe' diye -aynen, yazıldığı gibi gülünür- gülmüştüm. Farkındaysan o günden beri o kadar içli bir 'ehe' çekemedim bebeğim. Nazar değdirdin. Pis karı.


Yaaa işte ben seni çok seviyorum diye, oturdum bir best of yaptım. Seni sevmesem böyle şeyler yapmam sonuçta. Nasıl da mantık insanıyım şu anda. Normalde daha duygularımlan hareket ediyorum biliyorsun.


Ergen kız tribi şimdiki yazacaklarım. (Oha, arada bi' böyle triplere giriyordun sen yaaa. dskfjdksfjdsf. Çok komik bence. Öğöğ. Komik tabii. Bok.)


Canım. Bir ömür boyu inşallah canım. Bilmukabele canım. İki medeni insanız biz canım. Ya hayat çok güzel canım. Senin bana sürpriz yapman gibi, benim de -kısmetse- bir hafta içinde bir sürprizim olacak bebeğim; işte o gün hayvanlar kadar 'lan... lan....' diye cümleler kuracağız; oturup ayrılığımızın düğününü kutlayacağız.


Çok şahaneyiz ki biz. Herkesi -tabii ki de çatır çatır- sikeriz.


Not: Pipi. sdkjflsdjfdsjfkdlsjfklsjfksjfskjflkdsjfkldjfkldsjfdkfjdkfjdsfs.

Labels: , , ,

0 comments


Monday, December 6

Bana biri gelse, "İstanbul'da en çok sevdiğin üç şey nedir?" diye bir soru yöneltse, tereddüt etmeden şöyle bir cevap veririm: "Haydarpaşa Garı, Galata Kulesi ve Boğaziçi Köprüsü." Malum, ilkini yakıp yıkmayı çok fantastik bir şekilde başardık, artık koskoca Galata'nın da -kendi kendine- devrileceğini, koskoca Boğaziçi Köprüsü'nün de -kendi kendine- yıkılacağını filan düşünüyorum. Tamam, 'geçmiş odaklı yaşamayalım.' deyip duruyoruz; ama magazinel mankenlerin bile ağızlarına pelesenk olmuş o hayat görüşünü, 'geçmişime saygı duyuyorum.'u da kökten yabana atmayalım.


Evet, üstteki paragrafta 'gündemi takip ediyorum' ayaklarına yatıp, yeni bir söylem geliştirmediğim gibi klişelere de fena derecede bulandım; dolayısıyla bir sonraki paragrafta kişiselliğin dibine vurup size kendimi affettirmeyi planlıyorum.


Bugünlerde 'bir ay içinde iki kez boğazları şişmiş bir insan' ve 'ikinci boğaz şişliği devrini tam olarak 3 (yazıyla üç) gün içinde geride bırakmış biri' olarak, tekrar hastalanmamak için elimden geleni yapıyorum. Arada bir sigara içip her şeyi tekrar mahvediyorum ama siz de biliyorsunuz ki sigarasız yapamıyorum; çünkü ben sigarasız yapmak istemiyorum.


Uyku sorunum biliyorsunuz ki Mehmet Ali Erbil'in pot kırması sıklığıyla yarışır vaziyette; yine uykusuzum. Az önce Talha aradı. "Evdeyim, gelmiyorum. Bir de çok önemli bir gelişme oldu. Gelişmelerle -kısmetse- yarın karşında olacağım. Canım." deyip telefonu kapattım ve yine müzik çalarda Ayşegül'ü dinlemeye devam ettim. Sonra Ayşegül'ün 3 saat önce beni fena derecede şaşırtmasını ve kendimi mühim bir insan gibi hissetmeme neden olmasını ve ona attığım uzun ve şahane mesajı aklıma getirdim. Finalde de, Ayşegül'ün ikinci fakülte olarak okumak istediğim okul ve bölümden mezun olduğunu düşündüm. Ve şöyle bir şey çıktı ağzımdan: "Hmm..."


Her an her şey olabiliyor. Ve bir de tabii 'otuzuna kolay gelinmiyor.'

Labels: , , ,

0 comments


geçmişimin kara lekeleri
April 2006
May 2006
June 2006
July 2006
August 2006
September 2006
October 2006
November 2006
December 2006
January 2007
February 2007
March 2007
April 2007
May 2007
June 2007
August 2007
September 2007
October 2007
November 2007
December 2007
January 2008
February 2008
March 2008
April 2008
May 2008
June 2008
July 2008
August 2008
September 2008
October 2008
November 2008
December 2008
January 2009
February 2009
March 2009
April 2009
May 2009
June 2009
July 2009
September 2009
October 2009
November 2009
December 2009
January 2010
February 2010
March 2010
April 2010
May 2010
June 2010
July 2010
August 2010
September 2010
October 2010
November 2010
December 2010
January 2011
February 2011
March 2011
April 2011
May 2011
June 2011
November 2011
December 2011
January 2012
March 2012