birkaç kötü site. nihaha. ayrıca da kendi biloğumu kendim yaparım. hahayt!
fak feysbuk
tambılır
blogg.se
vkontakte.ru
stumble
okuma sitesi
formspring
imdb
ekşi sözlük
twitter
ask.fm
good reads
deviantart
triancula single listesi
profil
last.fm
eksprensip
limonyak
boş zamanlarımda kendimi sevmiyor değilim.




Saturday, May 29
"Hayalim üç kelime, o da şöyle: Evli, mutlu, çocuklu. :}"
Demet Akalın

Etrafım "umarsızca" kelimesinin anlamını hep "umursamazca" ile karıştıran insanlarla dolu; onları acayip seviyorum ve her defasında "çaresizce!" diye doğrusunu söylemekten çok fena bir zevk alıyor, kendimi "Esra Ceyhan Boru Hattı. Ehi ehi." cümlesini kurmuşcasına, aynı anda hem çok havalı hem de çok salak hissediyorum.
Deli deli hisler beslediğim bir diğer durum da dün gerçekleşmedi değil. Trende bir amca -buraya dikkat- ayakta ona yer vermediğim için "Gençlik... Nereye... Gidiyor... Gençlik..." cümlesini kurdu. Pazarda ayva sattığını filan düşünüyorum kendisinin; evet, ayva. Bu kadar da bir ön yargılı, bu kadar da her şeyi genelleyici bir yapıya sahibim.
Haziran başında dinlenilecek en şahane yaza giriş şarkılarını ise tabii ki de sizlerle paylaşıp, bir siktirip gideceğim. Canlarım. Haftaya aynı gün, aynı saat, aynı dakikada buluşmak üzere. Mucuk.

Best of Haziran başı, best of "Heyo, heyo, yaz geliyor, heyo!" şarkıları:
1- Yoav - We All Are Dancing (Electro-acoustic sevenlerin can simidi Yoav'dan, şimdilik bu yılın en başarılı şarkısı.)
2- Berndsen - Supertime (Ölümlere bakış açınızı değiştirecek, absürd, tuhaf, eğlenceli, İzlandalı bir grubun çıkış şarkısı.)
3- Popidiot - Tallinn Helsinki (Estonya'nın en şahane grubunun en şahane şarkısı.)
4- Donkeyboy - Ambitions (Norveç'te rekor kırmış şarkı, acayip sevimli grubun acayip sevimli çıkış şarkısı.)
5- Pariisin Kevät - Alkemisti (4 şarkıyı birleştirmiş gibi, her saniyesi farklı. Şarkının kıçı başı ayrı oynuyor - ki direk oh yeah bence.)
6- Gossip - Heavy Cross (13 aydır her gün dinlediğim, gelmiş geçmiş en enerjik şarkı.)
7- Bedük - Let Me Go (Bir bebeğin dünyaya gelişini anlatan bir Türk şarkısı. Devrim!)
8- Keane - Your Love (Sırf Keane'le alakası olmadığı için bile sevilesi.)
9- Stromae - Alors On Danse (Türkiye'deki tüm market zincirlerinin vazgeçilmez şarkısı; yılın en iyi elektronik halk müziği şarkısı.)
10- The National - Anyone's Ghost (Konseptle tamamen alakasız olmasını bilhassa tercih etmedim değil. Adamın amına çok sert koyar.)

Labels: , , , ,

1 comments


Friday, May 28


"Olm, bizimle taşşak geçiyor!"
Erman Tuncer
 

I

"Feysbuk hayatıma dahil olduğu günden beri, hayata bilmem ne gözlükleriyle (o gözlükler her daim bir şey gözlüklerdir zaten, salt gözlük olarak bir cümle içinde kurulduğu gün, muhtemelen üst dişlerimden üç, alt dişlerimden iki tanesini filan kıracağım.) bakmaya başladım." gibi bir cümle kurma niyetinde pek tabii ki değilim; sadece "Annem aslında Danimarka asıllı galiba." gibi bir cümle kurma niyetindeyim. "In a Moment Like This" isimli acayip sıkıcı bir şarkıyı sevmiş olmasını yalnızca Danimarka milliyetçiliğiyle filan bağdaştırmaya karar verdim. Okuyucularım, sdkfsdşfs, bilir; annem geçen sene de bir Danimarka Örovizyon şarkısını, "Believe Again"i beğenmişti. Sevgilim İsveç doğumlu, annem Danimarkalı pop müzisyenlerinin en büyük fanatiği filan. Hayat yorucu bence.

II

Bizimkilerle (Talha, Utku, Berkay, Göktuğ, Mert) dün gece 12'de sokak sokak pilavcı ararken ve çılgınca internette sörf yaparken ve sabahlarken ve 56. sigaramı yakarken filan fark ettim ki, Türkiyeli travestiler bence daha kibar olmalı. "Her yerde sikişirim." gibi bir cümle işittim ki, elimde olsa "Ahahaha!" diye gülmek yerine, elimi tuzluk yapıp "Bak arkadaşım, senin tepkin doğru, fakat söylemin yanlış!" gibi bir cümle kurabilirdim. İnanır mısınız, yerin dibine girdim o an. Sanki Bursalı ağır travesti hemülkelim değil de, ben söyledim o cümleyi. Ay, ay. Çok korkunç. sdlşfksd. (Bu paragrafı ben değil, bir muhafazakar insanmışcasına fantezi kuran, hayallerde yaşayan Tria Leon yazdı; antrparantez belirtmek isterim. Canım.)

III

Bir de tabii Ferman (Ah, pardon; Fér-mın) Akgül var. Katillerin, hırsızların, bonus saçlıların ve tiki ve ergen ve bıyıklı ve yavşak ve Kurtlar Vadisi izleyen hemcinslerinin azılı düşmanı, ünlü Türk polisi Erman'ın ünlü hit şarkısı "Olm, bizimle taşşak (sağ el ile taşşak taklidi yapmak) geçiyor!"u kendisine armağan ediyorum; nitekim bildiğin Haliç'e "Hælıç", arkadaşı Cem'e "Jem" diyen bir insan -bence- ancak bunu hak ediyor. İnsanların Fermın'ı ve grup arkadaşlarını ve şarkılarını ve olmayan söylemlerini ciddiye alarak -şu anda benim yaptığım gibi- yazılar döşemesini ise oldukça korkunç - şu anda benim şu satırları yazmam da buna dahil- buluyorum. "We Could Be the Same"in ise, iddia edildiği gibi "Kemal Kılıçdaroğlu usulü Türk solunu birleştirme çabası"nı kdflsfjsd ya da "birlik, beraberlik, dünyada barış, yurtta seks" gibi şeyleri değil, lezbiyen bir aşkı anlattığını iddia ediyorum; bakın sözlerine dikkat ederseniz siz de keşfedeceksiniz: "Tek bir geceliğine, seninle ben, aynı olabilirdik, yatakta yaptığımız şu politik ve pek klişe pozisyon savaşında, aynı kaynaklara sahip olup, aynı şartlar altında, birbirinin aynısı iki bedene dokunup; aşk ve -inanır mısın ama- meşk bile yapabilirdik Melahat; come on Melahat; oh yeah Melahat; that's it, yeah yeah right, Melahat."

IV

Henüz hala "tehlikenin farkında olmayan" dsfklsdş çok sevgili arkadaşım Barış'a ise birkaç bilgi aktarmak istiyorum; "ev" arkadaşlarımızı, okul arkadaşlarımızı, aynı evde yaşadığımız arkadaşlarımızı, ortak kira verdiğimiz arkadaşlarımızı iyi tanıyalım Barış'çığım. dfjsdfjksd. Ekşi sözlük ve temulin isimli arkadaşıma da en derin sevgilerimle.

Madde 1: Gereksiz hale gelebilecek kadar aşırı şekilde pornodan bahsediyor; karı-kız muhabbeti yapıyorsa;
Madde 2: Gereksiz yere kavga etmeye, güç göstermeye eğilimliyse;
Madde 3: Gereğinden fazla erkeklik kitabı yazıyor ise;
Bu kişi gizli gay'dir.

(Kaynak: ekşi sözlük/temulin)

V

Bu akşam Barışlardayız. Gelişmelerden haberdar ederim. Öptm, kib, bye. sdfkjsdjfsd.

Labels: , , , ,

0 comments


Saturday, May 22


"Gören de seni halim selim bir şey sanacak, ay!"
Gamze Bayar


Fatih Güçlü: Tırnağı kırılmış parmaklara bakamayan, ani hareketlerden ölümüne korkan, konser alanından çıkamayacağını düşündüğü anlarda kıpkırmızı kesilen, kayak takımı kiralarken gerilen ve tek kelime konuşamayan, boş zamanlarında blog yazabilme kabiliyetine sahip, ekseriyetle mutlu, mütemadiyen espri yapabilen, tek kötü alışkanlığı uslanmaz bir Aylin Aslım hayranı olması olan, benim bayıldığım Ece Temelkuran'dan -aslında haklı gerekçeler yüzünden- zerre hoşlanmayan, okulda bank üzerinde ayağa hiç kalkmadan tam 3 saat 16 dakika boyunca beraber muhabbet edip rekor kırmışlığımız olan, telefonda ne dediği -bilhassa sabahları- asla anlaşılmayan, vişneli şaraba "mükemmel" deme gafletinde bulunmuşluğu olan, yağmur yağdığında "Only Happy When It Rains"i dinleyen, yakın geçmişinde tıpkı benim gibi bir hayli psikolojik sorunları olan biriyle (Metin) yakın arkadaşlık yapmış olan, yeryüzündeki en yaratıcı ve komik mesajları atan, havalı biyolog.

Kedibör Mercury: Aleni bir şekilde 5 ay boyunca bana yavşayarak bana hayatım boyunca en fazla yavşayan dişi, toplum baskısını 11 aylıkken reddetmiş, evliliğe karşı olan ve hiçbir zaman anne olmamak adına geçtiğimiz hafta estetik operasyon geçiren, oldukça cesur bir kedi.

İlhan İnan: Kendisiyle tanışır tanışmaz aralıksız 14 dakika konuştuktan sonra, hayatıma dahil edip etmeme tereddütünü tek bir saniye bile yaşamadan direk "Hoş geldin yær, yüreğime!" nidaları eşliğinde arkadaş olduğum, boş zamanlarında Taksim'in ortasında karşıma çıkıp bana "Oğluuuum!" diye sarılan, Ferzan Özpetek'le Lerzan Mutlu'yu birbirine karıştıran, bana "Bence sen kış uykusuna bile yatmayan, ezmek için aldığı civcivlere kıyamayıp onları besleyen metalci bir gençsin." demişliği olan, epey sıcakkanlı, epey başarılı, ünlü Türk tiyatrocu.

Pesten Kerani: Hayatımda tanıdığım en sevimli suratlardan birine sahip olan, düzgün Türkçe kullanımıyla beni benden alan ve geri getirmeyen en şahane ilkokul arkadaşım, 559c gibi bir otobüsü hayatıma dahil eden, mantıklı, akıllı, ince ayar verebilme yeteneğine sahip, geleceğin en havalı psikoloğu, bir Boğaziçi güzeli.

Melissa Akkaya: Eski sevgililerimin ne denli özel insanlar olduğunu bana fark ettiren, esprili ve anlayışlı, ilkokul 1'de çıktığım, aşk kariyerimdeki ilk sevgilim.

Gamze Bayar: En son 5 yıl önce konuşmama rağmen, en yakın arkadaşlarımdan dahi beni daha iyi özetleyebilen, Sıla Gençoğlu'nu ne denli çok sevdiğimi öğrendiğinde "Zaten o tam senlik..." demişliği olan, şu sıralarda twitter'da ünlüler hakkında cümle kurduğunda onlara yalnızca isimleriyle hitap etmeyi tercih eden, twitter'da bir hayli aktif olan lise arkadaşım.

Yeşim Ceren Bozoğlu: Eski twitter arkadaşım, başarılı Türk oyuncu.

Gülüm Dağlı: Vega ve Şebnem Ferah'tan nefret eden, röportaj yapılması en zor olan ünlü, Gülben Ergen şarkılarını bana sevdiren, 56 yıldır içtiği Bond isimli çok kötü sigarayı sonunda bırakmış olan, "Kara Kitap'ı daha şimdi mi okuyorsun?" gibi talihsiz bir cümle kurmuşluğu olan, Yıldırım Türker ve Ece Temelkuran'la beraber en sevdiğim köşe yazarı, örnek Türk kadını, pek tabii ki de başarılı, pek tabii ki de esprili gazeteci.

Barış Taşlıbük: Rakının gaz yaptığını iddia eden, aynı şarkıyı gün içerisinde 56 defa tekrarlayarak bünyemde Power Türk etkisi yaratan, karnı acıkınca "Iy." telefonda konuşurken bir anda "Imh." diyen, çıkardığı tuhaf ses efektlerinden rahatlıkla bir roman yazılabileceğini düşündüğüm, gereksiz ayrıntıları çok iyi düşünen, gerekli ayrıntıları "Sikerlær yæ..." dercesine önemsiz bulan, hiçbir zevkimizin ortak olmamasına rağmen bir şekilde canciş olabildiğim, annemin ikinci oğlu, dünyanın en efendi adamı.

İlknur Erdal: Haftalardır haber alamadığım, acayip trajik bir durumda söylediği "Ben her ihtimale karşı ağladım." isimli hit şarkısı sayesinde geçtiğimiz yılın her günü hayvanlar gibi güldüğüm, acayip sert, acayip laf sokan, asla kız muhabbeti yapmayan ve sırf bu yüzden hayatım boyunca tanıdığım en şahane hatunlardan biri olan, Barış'ın hakkından gelebilen nadir insan, herhangi bir tavernada kendinden geçip tabak kırarak eğleneceğinden şüphe duymadığım, acayip düşkün olduğum, bir nevi ikinci annem.

Utku Can Subay: Türklerin dünyaya kazandırdığı en sevimli yaratık olan Fergan Mirkelam'la 4-5 tane filan fotoğrafa sahip olan, başarılı repçi, muhabbet ortamlarının vazgeçilmezi, balkonda efendi efendi kusmayı becerebilen, punk'ın ölmediğini bana kanıtlayan, bütün cümlelerinin başına "Hacı", bütün cümlelerinin sonuna "Aga" kelimesini monte eden, mp3 player'ındaki tek pop şarkının Hepsi grubundan olmasıyla zincirlerini kırmasını bilmiş, rahat, kuğul ve fakat bunun yanında başıma adeka gibi bir dert bırakıp kaçmış, okula hiçbir zaman zamanında gelmeyen, zamanında gelse bile derse girmeyen, Fender'ı kıskanmadığımı ve ondan nefret etmediğimi ve hatta ona sevgi beslediğimi bir türlü kabullenemeyen, uzun yol arkadaşı.

Talha Çelik: Benimle aynı tip kadınlardan (kalın kaş + büyük göz + açık ten + mantıklı kadın) hoşlanan, kendi şarkılarının sözlerini unutan adam, çok iyi yemek yapan, salçayla arasında bir bağ olduğunu düşündüğüm, yemekhaneye 500 defa gidip 170'inde yemek yemeden masadan kalkan, iştahsız, içimdeki korkunç korumacı ebeveyni düzenli aralıklarla uyandıran, içki içmesini bilmeyen, sarhoş olduğunda bana "Can, sen olmasan ne yapardım?" demişliği olan, tanışmak için yanına gittiğimde beni tıpkı bir sapık gibi koşturmuşluğunu aylardır yalnız ikimizin bildiği, albümünde çıkacak olan şarkıların yarısını bana yazdıran, benimle düet yapmak için çok hevesli olan, sokak müzisyeni, ünlü besteci, sanat güneşi.

Berkay Şireci: Yeryüzünde yemeği en sistematik şekilde kesip yiyen, sırf mantıktan oluşan, 72'li olduğunu inatla reddeden, Bozcaada İskelesi'ne koşarken bana çelme takıp şaibeli bir şekilde birinci olan feyırpıleyden yoksun, Sema Çelebi gibi bir felaketi orjinalinden iyi kavırlayabilen, sarhoş olduğunda bana "Can, sen çok iyisin yæ..." demişliği olan, uzun cümlelerini ancak grafikle anlatabileceğim bir vurguyla dile getiren, esprili adam, geleceğin iş adamı.

Erman Tuncer: Konuşmasına kurban olduğum, yeryüzündeki en sinirli adam, yeryüzündeki en hızlı yürüyen adam, hayatımda tanıdığım en aceleci genç, sabahın 9'unda telefonla konuşulması acayip aksanı yüzünden mümkün olmayan, geleceğin agresif polisi, içimizdeki Adanalı.

Douglas Fender: 14 Şubat 2010'u sevgilimle geçiren, 14 Şubat 2009'u da sevgilimle geçirmiş olmayı -eminim ki- çok istemiş olan, 90'lı, 90'lı olması bile birçok şeyi anlatmaya yeten, İrlandalı çocuk.

Harleen Quinzel: Nasıl bu kadar şahane olduğunu çözebilmek ve bunu milyonlarla paylaşmak adına bir ansiklopedi yazmaya karar verdiğim, gecenin 3'ünde bana tek kişilik makarna yapan, gecenin 4'ünde beraber sosisli tost yediğim, saçlarını bir türlü istediğim şekle (siyah, uzun) sokmayan, annemle beraber yeryüzünde saçını en fazla kızıl ve tonlarına boyayan, dünyanın en kibar ve en düşünceli insanı, yeryüzündeki en mükemmel kadın, ünlü fotoğrafçı, sevgilim.

Labels: , , ,

1 comments


geçmişimin kara lekeleri
April 2006
May 2006
June 2006
July 2006
August 2006
September 2006
October 2006
November 2006
December 2006
January 2007
February 2007
March 2007
April 2007
May 2007
June 2007
August 2007
September 2007
October 2007
November 2007
December 2007
January 2008
February 2008
March 2008
April 2008
May 2008
June 2008
July 2008
August 2008
September 2008
October 2008
November 2008
December 2008
January 2009
February 2009
March 2009
April 2009
May 2009
June 2009
July 2009
September 2009
October 2009
November 2009
December 2009
January 2010
February 2010
March 2010
April 2010
May 2010
June 2010
July 2010
August 2010
September 2010
October 2010
November 2010
December 2010
January 2011
February 2011
March 2011
April 2011
May 2011
June 2011
November 2011
December 2011
January 2012
March 2012