birkaç kötü site. nihaha. ayrıca da kendi biloğumu kendim yaparım. hahayt!
fak feysbuk
tambılır
blogg.se
vkontakte.ru
stumble
okuma sitesi
formspring
imdb
ekşi sözlük
twitter
ask.fm
good reads
deviantart
triancula single listesi
profil
last.fm
eksprensip
limonyak
boş zamanlarımda kendimi sevmiyor değilim.




Tuesday, March 30

"I am proud to say that i am a fortunate homosexual man. I am very blessed to be who i am."
Ricky Martin

"Yapılan baskılar sonucu, Kandilli'deki evde, kuzeni Ebru Akyüzalp'in şahitliğinde, Bora ile oral seks yaptım."
Seçkin Piriler Tangöze

Erkekler 4'e ayrılır: heteroseksüel olanlar, homoseksüel olanlar, biseksüel olanlar ve homoseksüel olduklarını gizleyen gizli homoseksüeller. Ruslarsa 2'ye ayrılır: Başka milletten olanlara karşı olabildiğince soğuk, kibirli ve dürüst olanlar ve başka milletten olanlara karşı olabildiğince sıcak, neşeli ve sahte olanlar.

Ricky Martin'in yaklaşık olarak 15 yıl sonra gay olduğunu açıklamasına pek de öyle birçokları gibi şaşırmadım; adam için bolca üzüldüm. Gay olduğunu sokaktaki Necip Amcanın bile bildiği bir adamın, her gece evinde "Ben aslında homoseksüelim... Ama söyleyemiyorum be Osman'ım. :(" şeklinde ağlaması bence içler acısı; ki bu insan geçmişte yeri göğü inletmiş bir popstarsa bence durum çok daha vahim.

Ukrayna'nın, Estonya'nın, Letonya'nın, Litvanya'nın, Finlandiya'nın ve Beyaz Rusya'nın doğusunda, Kazakistan'ın ise kuzeyinde yer alan ülkenin vatandaşı olan ve gay olduğunu açıklamaktan itinayla kaçınan arkadaşım da beni daha fazla üzmemeli ve ne gizliden gizliye dedikodumu yapıp laf sokmalı, ne de gay olduğunu açıklamak için 15 yıl filan beklemeli. Gençliğine yazık bence.

İnsanlar rahat olmalı; gay olduklarını açıklamalı; toplum baskısıyla hareket edip hiç tanımadığı birine oral seks filan yapmamalı. Adeta sosyal mesaj veren insan oldum; heyhat!

Labels: , ,

2 comments


Tuesday, March 23
"Son bi' kıyak bu da benden sana; kocaman, kocaman öpüyorum."
Bengü

Boş zamanlarımda kendimi daha fazla sevmemeliyim. Hele, sevgilimle birbirimize karşılıklı yavşarken ve o naif, o dillere destan, o ansiklopedi malzemesi aşkımızı yaşarken hayatta kolumu veya omzumu öpmeye çalışmamalıyım. Şu aralar o denli yorgunum ki, yorgunluğumu gidersin diye çay içiyorum sık sık. Sonra bi' sigara yakıyor ve camdan dışarı bakıyorum. Ama bizim camdan dışarısı hiç de güzel değil; "Arkadaşım, bizim camdan dışarısı hiç güzel değil!" diye bir cümle kuruyorum sık sık.

Bozcaada'da yaşayan babamın camdan dışarısı ise çok güzel. Çiçekler de olacak orada 10 sene sonra; o zaman daha da güzel olacak. Ben kitap okuyacağım, sevgilim keman çalacak; Talha'nın, Feyza'nın filan çocukları hep neşeyle koşturacaklar evde. Talha'nın karısı, Feyza'nın kocası bizim en yakınlarımız olacak. Komün hayatı yaşayacağız; Zeynep doktor olacak, Fatih soğuk kış aylarında içine iki kat çorap giyecek, Melike bize tatlı yapacak, Barış yine Cem Yılmaz esprisi yapacak, Utku yine "Hacı naber? Hacı kusura bakma." gibi cümleler kuracak, Berkay yine Muratti içmeye devam edecek, Erman ise agresif agresif bahçede köstebek avcılığı yapacak; çok mutlu olacağız bebeğim, çok mutlu olacağız.

Hayır, şu anda tabii ki hayal kurmuyorum. Lütfen.

Labels: ,

1 comments


Saturday, March 20

"Ben şarkımı söylerken istersen sesi açarsın, istersen kısıp bunu da yok sayarsın."
Şebnem Ferah

Hayatımın hiçbir döneminde bir enstrüman çalamadım. "Çalmadım!" diyemiyorum, çünkü ilki 2004, ikincisi ise 2005 olmak üzere, tam tamına 2 adet pek başarısız çalma girişimim olmuştu. 2006 yazında ciciş kardeşlerim, yani kuzenlerim Orkun ve Taylan ile, Orkun'un cancişi Mert'le beraber bir grup kurmaya karar verdik. Sancılı post-prodüksiyon süreçlerinden geçtiğimiz tam 8 tane video çekmiş, resmen Erol Köse'nin kapısından dönmüştük. O zamanlar Gülşen hala daha "bir Erol Köse sanatçısı" ünvanını taşımakta ve minik Taylan henüz daha ilkokulda eğitim ve öğretim hayatına devam etmekteydi. Çok çaba harcadık. Çok mücadeleler verdik. Aramızda çıkan "Albüm kapağı şu olsun, hayır abi, bu olsun." tartışması bardağı taşıran son damla olmuş ve "French Kiss" isimli grubumuz dağılmıştı. Fransızcadan nefret etmeye başlamam da o günlerde ortaya çıkmıştır.
Önce solo projelerime ağırlık vermiş, fakat kısa bir süre sonra bir müddet müzikten uzak durmaya karar vermiştim. Benim için müzik tıpkı bir Helin Avşar şarkısının dizeleri gibiydi: "1- Kariyer bitti. 2- Çirkinleştin. 3- Müzik bitti, müzik bitti!" Bir hayli zor günlerdi o günler. Bir sene sonra Şebnem Ferah'ın "Can Kırıkları" isimli albümünün isim şarkısıyla ancak bir senede yazabilmiş olduğum bir şarkının birtakım hayvani benzerlikler taşımasıyla beraber tarzımı da alternatif pop/rock'tan arabesk/fantezi'ye kaydırmış, "En sevdiğin müzisyen?" sorularına "Ebru Gündeş, Ebru Yaşar." gibi cevaplar vermeye başlamıştım; kısaca bir hayli yıpranmıştım.

Tam olarak 2 gün önce ise, müzik kariyerimi yeniden başlatan pek şahane bir olay gerçekleşmedi değil. Şahane sesim ve pek hoş aksanımla mikrofon başına geçmeye karar verdim. Pek sevgili cancişlerim Talha (Gitar, back vokal, akordeon, mızıka, flüt, yaylı çalgılar), Utku (Elektro gitar, akustik gitar, klasik gitar) ve Berkay (Davul) ile beraber Guitar Hero ortamlarının adeta ebelerine kokulu öpücüklerimizi yollayarak "B.Y.O.B." isimli, bir System of a Down cover'ı olan ilk single'ımızı kaydettik. Barış (21, M, Aktif, İstanbul) en büyük fanımız, albümümüzün sponsoru ve süpervizörü olmaya karar verirken, Erman (20, M, Agresif, İstanbul) ise video klibimizi çekmeye karar verdi. O kadar heyecanlıyım ki -evet, hala- içim içime sığmıyor; adeta düz duvarlara tırmanmak isteyen bir insan profili çiziyorum. Rakstar gömleğim ve popstar gözlüğümle albüm yapmanın zorlukları üzerine birtakım dost meclislerinde birtakım tartışmalara giriyor; ben şarkımı söylerken bizi izleyen hatunlar hakkında birtakım dedikodulara karışıyor; tıpkı egosu yüksek bir Lenny Kravitz gibi, efendime diyeyim bir Teoman Yakupoğlu gibi "Si****** abi ya! Ekü ekü." cümlelerini kuruyorum.
Ben şarkımı söylerken, arkamızda bizi izleyen yavşak hatunları da albüm ve single kapaklarımızda değerlendirmeye karar verdik. Bilhassa her nakaratta kendinden geçen Meliha'ya buradan sevgilerimle...

Labels: , , ,

2 comments


Friday, March 19


"Haydi lililililililililililili yar, haydi lililililililili yar."
Fatih Ürek
"Mevlana'nın günümüzde popüler olmasının arkasında başka şeyler var." gibi tipik bir ulusal solcu söylemini içinde barındıran bir cümle kurmak istemiyorum ama Mevlana'nın günümüzde bu kadar popüler olmasıyla Aşk-ı Memnu'nun bu kadar çok hayatımızda olmasının nedeninin aynı şey olduğunu düşünüyorum: "Biz olduğumuz gibi görünmüyoruz, ya da aslında göründüğümüz gibi değiliz." Yani aslında her birimizin halihazırda birer sevgilisi olmasına rağmen, doyumsuz ve sevgi açı bir insanmışcasına karşı cinse ve/veya hemcinsimize karşı zina kavramıyla flört eden bir sevgi besliyoruz - "hemcinsimiz" lafını kullandığım için pek bir entelektüelim, pek bir güncel olay takipçisiyim. "Ahahayt." diye bir sözüm vardır bu konuyla pek alakalı, belirtmek istiyorum tam da bu noktada. Ayrıca, yeni gay ikonumuz Selma Aliye Kavaf'a da buradan selam olsun. Bir Denizliliden beklenilmeyecek muhafazakarlığıyla ve kafasında göremediğim, o olmayan türbanıyla beni benden almadı değil.

Bu pek felfesi analizimi destekleyecek bir ton şey söyleyebilirim ama gelin görün ki bu tarz analizleri pek tabii ki çok sıkıcı buluyorum; bu konu hakkında demek istediğim son şey ise pek ünlü halk ve ergen ve sürreal starımız Kaan Tangöze'nin pek sürreal "Kimseyi görmedim ben senden daha güzel." veya "Seni gördüm göreli pek bi' şaşırdım, keşke elleri ellerime değen bir sen olsan." cümlelerinin ne kadar hayattan kopuk olduğu; aynı anda hem Kaan Tangöze dinleyen hem de Aşk-ı Memnu izleyen insanların, yani Türk halkının da tahmin edeceğiniz gibi pek de sağlıklı bir ruh hali içinde olmadığını savunuyorum.

Tabii ki de Kaan Tangöze'den zerre hoşlanmama rağmen Duman'ın son albümünü evde, işte, okulda, vapurda, her yerde bayıla bayıla dinliyor, Aşk-ı Memnu'yu ise tamamen prensip olarak izlemiyorum.

Labels: , ,

0 comments


Monday, March 15



"Sen doldur, ben içerim efkarımla kana kana."
Birol Namoğlu


"Ölüm bir başlangıçtı bizim için." diye bir cümle yazdım demin. Üstelik bu aptal cümleyi yazdığım sayfaya 3 saniye boyunca bakabildim, bakma cüreti gösterebildim. Üstünü karalamadım. Ö harfini büyük yazdım, n harfinden sonra nokta koydum. "Çünkü ben böyle düşünüyordum." Ne parmaklarım çekindi yazarken, ne de kendi düşüncesizliğimden utandım. Düşünce özgürlüğü diye bir şey varsa şayet, o elbette ki bu topraklarda geçerli değildi; düşünce özgürlüğü denilen şey insanların canını sıkmakla yükümlü bir şeydi ve kimsenin canını daha fazla yakmaması adına köhne bir odada sadece tek başına dile gelmeliydi.
Gözlerim kapalı bir halde kendimi daha çok ifade etmeye çabalarken ben ve beni kocaman gözlerin ve kalın kaşlarınla dinlerken sen, yine uyuyakalacağım. Sen yine senden önce uyuyakaldığım için beni çimdiklemek isteyecek ama yalnızca "Can? Yine mi?" diyeceksin. Elbette ki bunu içinden diyeceksin uyanmamam için, beni düşündüğün için. Ben yine yatağın en sıcak kısmında uyurken, sen yine sırtın açık bir halde üşüyen parmaklarımı yorganın içine koymaya çabalayacaksın. Ben sana "Bu sana hiç yakışmamış, çok çirkin olmuşsun." diyebilecek patavatsızlıktayken, sen bana hep değerli olduğumu hissettireceksin en ağır küfüründe bile.
Ağırlaşıyorum düşündükçe. Yanlış yapmamak için adım atmamam gerek, oysaki ikimiz de biliyoruz bunu başaramayacağımı: Susamayacağımı ve hata yapmayacağımı. Herhangi bir şarkı çalıyor ve ben bir gerekçe bulmanın rahatlığıyla sana sarılıyorum. Islanıyorum bir anda sümüğümde. Ve her defasında o burnumdan akan şeyin bu kez kan olduğunu düşünüp korkmaya başlıyorum; ben yalnızca kendimi düşünüyorum.

Labels: , , , ,

0 comments


Friday, March 5

Takriben 2 gün önce yemekhanede bana laf sokmaya çalışan ve önündeki plastik sürahiyle aralarında esrarlı bir ilişki olduğundan şüphelendiğim o gencin bana olan tavrının ne derece doğru, ne derece yanlış olduğunu 2 dakika içinde 34 defa tekrarlayan ve bir türlü yeni bir konu açamayan Utku'nun arkadaşı ve Bağcılar gençliğinin idolü Bay Ö.'yü, bana bu kadar uzun cümleler kurdurttuğu için öncelikle tebrik ediyorum, sonra da "Sofi'nin Dünyası" isimli kitabı bir türlü bitiremediği için kendisini kınıyorum; ki belirtmekte fayda var: "Sofi'nin Dünyası" her Saint-Josef-Saint-Benuğa-Saint-Mişél mezunu, Fransızcanın dünyadaki en romantik dil olduğunu -inatla- savunan ve muhtemelen ilerde bir minik Eda Taşpınar veya bir minik Pelin Batu olması kuvvetle muhtemel liseli, genç, makyajlı, çirkin -ve pek tabii ki hafif tiki- kızların başucu kitabıdır ve bu hanım kızlarımız ilerde "geçmişimdeki kara lekelerim" listesi yaptıklarında, bu kitabı okumuş olduklarını hayli üzücü bir cesurlukla inkar etmektedirler. İnkar ettikleri ikinci şey ise pek tabii ki bekaret takıntısına sahip olmadıklarıdır.
"Bir Bağcılar genci portresi" çizmekle "Bir sonradan elit, Fransız liseli genci portresi" çizmenin arasında hiçbir fark göremediğimi fark ettim: Bunu bana hatırlattığı için, Bay Ö.'ye tekrar bir teşekkür etmek istiyorum. Keza aynı sebeplerden mütevellit, Bayan C.'ye de yeni enişteleri-M-de (!), aradığı o "sahte samimiyetli Nil Karaibrahimgil mutluluğu"nu bulmasını temenni ediyorum.
Hakkı Devrim'e "Bir insan bir filmi izlemeden yorum yapmamalı; isterse 80 yaşında olsun, isterse 129." diye bir eleştiri yönelten ve tanışmayı -en azından şimdilik- hiç düşünmediğim o insana sırf cesur olduğu için sevgilerimi, çok sevdiği bir arkadaşının eşini iki gün önce kaybetmesinden mütevellit, hayata dair oldukça manik depresif bir yazı yazan Ayça Şen'e de saygılarımı iletiyorum.
Berkay'la hayatın şifresini bulduk dün: Denge. Denge, önemli şey. Denge, çok önemli şey. Bu çok felsefi ana fikri de ikişer sosisli yerken bulmuş olmamızı ise "güzel bir detay" olarak nitelendiriyorum; avam bir bölgede elit sosisler satan Amca Café'ye selam olsun!

Labels: , , ,

7 comments


geçmişimin kara lekeleri
April 2006
May 2006
June 2006
July 2006
August 2006
September 2006
October 2006
November 2006
December 2006
January 2007
February 2007
March 2007
April 2007
May 2007
June 2007
August 2007
September 2007
October 2007
November 2007
December 2007
January 2008
February 2008
March 2008
April 2008
May 2008
June 2008
July 2008
August 2008
September 2008
October 2008
November 2008
December 2008
January 2009
February 2009
March 2009
April 2009
May 2009
June 2009
July 2009
September 2009
October 2009
November 2009
December 2009
January 2010
February 2010
March 2010
April 2010
May 2010
June 2010
July 2010
August 2010
September 2010
October 2010
November 2010
December 2010
January 2011
February 2011
March 2011
April 2011
May 2011
June 2011
November 2011
December 2011
January 2012
March 2012