birkaç kötü site. nihaha. ayrıca da kendi biloğumu kendim yaparım. hahayt!
fak feysbuk
tambılır
blogg.se
vkontakte.ru
stumble
okuma sitesi
formspring
imdb
ekşi sözlük
twitter
ask.fm
good reads
deviantart
triancula single listesi
profil
last.fm
eksprensip
limonyak
boş zamanlarımda kendimi sevmiyor değilim.




Thursday, April 30
Artık kapalıyız. Daha önce açıktık çünkü. Bir de enfesiz. Ayrıca mükemmeliz. Biraz da şahaneyiz. Herkes bok, bir biz güzeliz. Kısaca süperiz. ;);););) Hıhım.
Nurullah Bey, onlar artık bu adreste değiller. ; ););));););;);),9,9

Labels:

0 comments


Wednesday, April 22

Dolmalık biberlerim....... Patates salatalarım........ Ölüyordum lan!!111 Sevin beni. Cemal Süreya şiirleri okuyun bana....... İlgi istiyorum, ilgi istiyorum, ilgi istiyorum. Bir de şey istiyorum, ilgi. Oha lan dün ne biçim de ölüyordum...........................


Fakat öncelikle güzel bir parçayla açılışımızı yapalım. Şöyle hareketli, kıpır kıpır bir çalışma. ; ); ;); ;););));)


Sevgilimi öper, ağzını yerim.

Fıstıkağacı'nda fıstık veririm.

Olmadı bir de Moskova yaparım.

Gördüğün gibi hiç de az değilim. : )))))))))))9999999999999999999


"Gördüğün gibi, hiç de az değilim!1" kısmını yüksek sesle ve şebelek suratımla söylediğimi hayal et sevdiyim, bebeyim benim, hayal et sevdiyim...............


Neyse. Tamam. Hath. Programın açılışını yaptık. Ok. Hath, sdşjklsdşfkdlşsfkşsdlkfşsd.


Ağbi, apla, bir rüzgar niye bu kadar siker de geçer? Şimdi şöyle oluyor olay, ben Fıstıkağacı'ndaki birtakım fındıkları ve fıstıkları toplayıp evime doğru (iyelik eki diye bir şey var, hıhı) ilerlerken, oha hasiktir şey oldu. Yok vazgeçtim, o arada bir şey olmadı. Ha yalnızca bir adam boş yer gördü ve elini faşist bir lider gibi uzattı, ben de tam bu mal, bu angut ne yapıyor diye düşünüyordum ki, tam o esnada adamın bana iyilik yaptığını fark ettim. Boş yeri işaretlemiş bana bebeyim yæ. Sağolsun............. Eksik olmasın............ (Л) sdfklşsdfksdlfksdlkfsfksd.


İşte sonra, saat 22:37 gibi evimin önündeki durağa vardığımda efendime söyleyeyim -ki sömesiayp vcxvxc-bir rüzgar esti Melanie hanımcım, inanır mısın, sikti geçti....... Sonra tam evime giden yola doğru koyuldum, köşede bizim tiki bakkal var sdfklfşsd, tam oradan geçiyorum, eşşoğlugöt gazete şeysi üstüme üstüme gelmesin mi? Gelmesin. Bence de. E mi? é. Evet ama ne biçim de geldi. Hemen "Æmæn üstüme geliyorlar, yapıyorlar bunu!!11" isimli hiç de elit olmayan şarkıyı aklıma getirdim, derken irkildim hayata döndüm, evet ben bir Türk insanıydım, optimum avamlığa sahip biğinsandım. İşte bunları hatırlamam 2 saniye ya sürdü ya sürmedi. Peki ya sürdüyse? Ya sürmediyse ya da diyelim? sdkfşsd. Sonra ben kendimi sola doğru fırlatınca o göt rüzgarın uçurduğu o göt gazete şeysileri caddeye fırlamasın mı? Ne biçim de fırladı. Caddede arabaların üstüne uçtu lan!!1 sdfjkdksjfsd. Yarıldım. Ebesini sikti herkes birbirinin. sdlfkşdskfsd. Öf çok sapıkça bebeyim yæ. Niye biz böylesine öküz insanlarız ki?


"Esra Erol The Evlendirme Şeysi"ye dün çıkan A.Q. isimli bağyanın başına gelen olayı bu noktada seyircilerime hatırlatmak istemiyor değilim. Efendime söyleyeyim, sonra efendim de bana söylesin, kısaca biz söyleşelim : )))99, bu hatun her Türk kadını gibi sonradan sarışın, 31 yaşında ve an itibariyle bekar bir hanım imiş. Dur bakayım, aa hala bekar. Bir daha bakıyorum bidağha, a-a inanır mısın hala bekar? dlşsfksdfşsd. Neyse işte, 5 sene önce best friend'i Hatice ile kocası Abdullah evlenmişler. Yæææ. Bomba olayı açıklıyorum, Hatice'nin ex-kocası da bizim A.Q'ya evlenme teklifi götürmüş. sdlşfkdslfklşsdf. Ama A.Q. sonradan sarışınlığının etkisini sosyal hayatına yansıtmayarak, bu ahlaksız evlilik teklifini elinin ve kıçının tersiyle ittirivermiş. Helal yavrum A.Q. sdlşfkşdlfkds. Ben senin var ya, A.Q. gibi oldu bebeyim yæææ. Imhh.........


Neyse işte, yolda Habertürk'ler...... Milliyet'ler......... O hiç satılmayan Taraf'lı Taraf'lar........ sdlfkşdkfsd. Lafımızı da soktuk şimdi artık kolbastı oynayıp Ceylan Show'u izleyebiliriz. Yeah.


İşte mesela çok sevgili arkadaşım da, ölümden dönüşümün ertesi günü bana Raftink teklifi getirdi. Saygısız!!!!11111 Haysiyetsiz!!!1111 fgdfgdfgdfgdf. Ahlaksız teklif gibi. sdlfkdlsfksd. Elimin ve şeyimin tersiyle pis teklifini reddettim ve de ekledim, "Yandım, sen de yanasın, aşkım aşklarından bulasın!!111" sdşfkldşsfksd. Hayır öyle demedim çünkü hiçbir şey demedim kendisine. Belki derim biğara. Belki....................................


Burak Kut'un da dediği gibi, "Komple, komple, komple tikiyiz."

Labels: ,

0 comments


Wednesday, April 15

Teoman'laşasım gelmedi değil. Uzak yoldan geldiği için kendisi şu anda odasında hoşur hoşur, arada bir foşur foşur ama ille de oşur oşur uyumakta. Bırak, uyusun. İşte bu sebeplerden dolayı ben de yazı başlığının adını "Teoman The Fucker Man" koydum. Bunun seviyeli bir tespit olduğu konusunda mutabık gibiyiz Ayşe Teyze ile Muharrem Bey. Mutabık. Angarali Namik gibi. dsfdjsfksd. Bak bu espriyi benim gibi hayvanlar yapabilir bebişim ama sen bunu yapmamalısın. Canım. Bak ben senin arkadaşınım, daha önce de belirttiğim gibi benim yanımda yapabilirsin bebişim, bebişim sesim gelmiyor mu oraya? alo? hah, hat şeyolmuş. :) Fakat sakın başkalarının yanında bunları yapma. Teoman'ın da dediği gibi, "Bir kar tanesi ol, kon şeyimin şeysine." Ağ, hayır. Bu başka bir yazının tema şeysiydi. Sori. : ))))99 İngilizce biliyorum yæ. sdlşfkdşslfsd.
Bebişim, şimdi kadınlar 3'e ayrılır. Ama mesela sonra 5'e de ayrılabilirler tabii, neden olmasın? gffdgdfgdf. Espri yaptım. :espriespriespri: Sonuçta namümkün bir olasılıktan bahsetmiyoruz guguk kuşum.


1- Sabah, akşam, bazen ikindi sık sık öğlen konuşanlar, konuşmaktan korkmayanlar. Korkmadıkları gibi çevresindekileri kendilerine zorla çemkirtenler, konuşanlar, adeta birer "kadın gibi kadın" olanlar ve elbette konuşanlar. Örnek: "The Asiye Sayan" Yer Yer Baya Bir Bayan Bir Bağyan.


2- Sokak ortasında "Hasiktir portakal suyum geldi!!!!1111" diye bağırıp beni zorla portakal sucuya götürten ve "2 portakal suyu hacı : )" demeye zorlattıran portakal suyu fanı olanlar, erkeklerle "erkek muhabbeti" adını verebildiğimiz sikişmeli sokuşmalı birtakım faaliyetleri konu edinen muhabbetleri duymaktan rahatsız olmayan ve kendini bu testesteronu yüksek muhabbetin akıbetine bırakabilenler ve 1 numaralı maddedeki kadın tipinden çok daha az sıkıcı olanlar, Tria Leon'a yer yer annelik şefkati gösterebilenler. Örnek: "İlknur'un soyadı ne yæ?"


3- Sen.



Erkekler de çok ilginçtir, 3'e ayrılır. [Bazı kitaplarda 2 olarak da geçer. ; );););););)]



1- Uzun uzun tanımlayamayacağım, bolca yawshaq, "direk mål" olarak tabir edebileceğimiz birtakım insanımsı yer yer hayvanımsı ve şeyimsiler. Örnek: "Erman." Bir de Erman var. Ha unuttum demeyi, Erman çok mål. Sana bu konu hakkında örnek olarak "Erman"ı vermemiz gerektiğini söylemiş miydim? Daha önce de belirttiğim gibi: Erman. Biliyor musun, Erman'ın gerçek adı aslında Ermål'miş fakat nüfus müdürü tıpkı bir emo kadar hassasmış ve bu olaydan çok etkilenmiş. Çocuk o gün bugündür Erman olmuş. Şanslı peach.


2- "İyi biğinsan fækat...", "Aslında iyi biri de çevresi kötü...", "İyisin hoşsun, fakat hani bilemedim seni be hacı." dedirten birtakım insani duygular gösterebilen canlılar. Kendileri doğada bilhassa yaşadığımız ülke sınırları dahilinde bolca bulunmaktadır. Hani fena da değillerdir. Örnek: "Barış The Greatest Djem Qaradja Fan Of All Times. : (((8"


3- Ben. An itibariyle egomu çiğneyip çiğnememe konusunda kararsız kaldım bebeyim. Mesela şu anda, bak bir bana. Adeta bana bakıyor gibisin, uvv. Ne biçim de mükemmelim. Keh keh. Tamam. Aa bak uçak falan geçiyor. Hıhı. O zaman bak şimdi bir daha bana, bak. Yap bunu. Yæ, dedim sana "Ben mükemmelim!" diye. Ehüle ehüle.


Saba Tümer'in de dediği gibi: "Puhahahahahahhahahahahahahhahaha!!!!!!!1111111"

Labels: , ,

0 comments


Saturday, April 11

Ne hissettiğimin pek bir önemi yok. Belki biraz kusar ve o kustuğum halının üstüne fırlatırım kendimi. Tavana bakarım, "Haağ, ne güzelmiş, tavan falan..." yaparım. Biliyor musun, o da bana bakıyor şu anda. Bence aramızda ikimizin de bilmediği bir ilişki var. Tavan ve ben. Beyaz ve sen. Biliyor musun, o şarkıyı biz Araplardan çalmışız. Evet. Lüzumlu bir bilgi.


Sonra canım sıkılır. Ya da sıkılmayabilir de. Aynaya bakarım belki. Şebek hareketler yapar, gözlerimi pörtletirim. "Gözlerimi kocaman yapınca çok şahane bir insan oluyorum ben." derim belki de. Sonra kafam takılır, telefonuma dün 4 farklı insandan gelen, 4 alakasız mesajı okurum. Hiçbirine cevap yazmamışımdır, muhtemelen sabahın köründe gelen dışındaki diğer üçüne de cevap yazmayacağımdır. Belki ilk gelene de cevap yazmam. Ahm. Bilmiyorum. Aslında şu anda ciddiyim. Ya işte görmüyorsun. Yea.


Sonra yatağımı toplarım. Çoraplarımı ararım. Lenslerimin gözlerimi acıttığı gerçeğinin farkına vararım. Duşa girerim. Parmaklarım uyuşana kadar duşta kendimi iyi hissetmenin yollarını ararım. Misal, "Sahici"yi söylerim. Acıklı olurum. Sesim çatallanır. Ses veriyorum şu anda sana. Do. Miy? Vuyi. Vıyşh. Evet. Ve komşularımın hiçbirisi de o anda umrumda olmaz. Aslında olmalıdır. Yan komşu alt komşu kadar uyuz biri değil sonuçta. Bunu daha fazla unutmamalıyım.


Sonra poğaça alırım. Gazetemi alırım. Çayımı da içerim üstelik. Enfes biriymişim ben, vay. Kendi kendime yetebiliyorum kahvaltı zamanlarında. Ne güzel kimseye yük değilim.


Yan tarafa baksana. 4 yıl önce ne kadar da... Evet işte ne kadar da алпважлпваплв'mişim. Acayipmişim. "Fak yu bakışları... Ihm..." Şimdi çok enfesim çünkü.


Biliyor musun, ben aslında ukala biri hiç değilim. En fazla "Aynada kendimi görmeliyim, ah ben cinayet sebebiyim"lik biriyim o kadar. Kendime küfür bile edebiliyorum. Ve inanır mısın, bazen "tahammül" kelimesini hiç sevmediğim anlar da olabiliyormuş. İlginç. Tabii. Muhakkak. Evet.

Labels: , ,

0 comments


Wednesday, April 8

Bugün, Saat 21:02'de, evime geri dönüyor olmamın verdiği hüzün ile durağımda (ne biçim de sahiplenirim durağımı.) oturmuş, 2'yi ve/veya 12A'yı beklerken, "Allah ne verdiyse artık Hulusi." mantığı ile hislerimin tabelası bedenim ile tuhaf bir uyum içerisindeyken, bir Türk lezbiyeni Deniz ile bir Türk lezbiyeni Züleyha'nın gözlerimin önünde birbirlerinin dudaklarına yumuluşunu, yer yer içlerine çekip birbirleriyle kavga edercesine haşin ve sanki daha önce hiçbir insanın dudağına yumulmamışcasına olabildiğince aç bir şekilde birbirlerine sevgi bahşetmelerini izlediğim için an itibariyle kendimi lezbiyenliğin sıcak, yer yer ılık kollarına bırakmak istemiyor değilim.



Hasiktir şu anda çok pis lezbiyen olasım var, tamam mı? Bence tamam.


Japon asıllı Türk düşünür Serdar Ortaç'ın da dediği gibi, "Jötem, ille de jötem." sdlkfşsdfkdlsfkdşsf.



Fakat size olayı anlatmadım plastik bardaklarım. Beni yaran olay Melahat Hanım'dan geldi. Ben, Deniz ile Züleyha'nın birbirlerini sokak ortasında sevişini, yer yer sömürüşünü izlerken ve onlara öküz gibi bakarken, bir baktım ki Melahat da yandan "Cık... Vallaha da cık... Alo? Cık diyorum... Aaaa... Sikandal!!!11" şeklinde birtakım serzenişlerde bulunuyormuş. Sonra onun yüzüne bakmamla beraber kendimi şu cümleyi işitirken buldum Doritos kırıntılarım, bu cümle benim için geliyormuş, aha da cümle:


"Allah sizi böylelerinden, bizi de öylelerinden korusun."


"Amen" diyesim geldiyse de, "Eevevevevetete.e!!11w21" şeklindeki Estonca'da yer alan en uzun kelime olan ve Türkçe meali "haahahahahahahah" olan bu güzide kelimeyi kendisine ilettim. Zor oldu biraz ve yer yer zorlandı Melahat, fakat sonunda idrak edebildi. En azından ilk izlenimim bu yöndeydi.


Ha sonunda noldu? Beraber Ayşekadın'da indik. Ayşeler falan geliyordu her yerden. Adeta durduramıyorduk. Bence benim sülalemde de vardır bir Ayşe...............


Fakat Züleyha'nın performansı çok daha iyiydi. Kendisine gecenin sonunda 9 puanı vermek istemiyor değilim. sşflksdfsdf. Etkilendim. Lezbiyen olacağım. Aa, yoğ, yoğ, yapacağım bunu. fhgfhgfhgf.


Not: Segah, bari bu gece olmasın? Hığh? dlsşksdfsd. Yine mi? : (((((((888 Yorgunum hayatım............................ sdfşdslfkşsdfksd. Eğlendim fakat. Ehe ehe.

Labels: , ,

0 comments


Sunday, April 5

Bu aralar gazete ve dergilerde olabildiğince abuk cümlelere ve yığınla yazım yanlışına rast geliyorum ve bu beni sinirlendiriyor sanırım. Tam emin değilim ama. Hislerim henüz etiketlenecek bir kesinliğe erişemedi. Tamam bazı şeylere tahammül ediyorsun da, mesela "5.ci" demek de neyin nesi? Ya da "gün be gün" lafı size hiç mi yanlış gelmiyor? Kabul ediyorum, her ergen gibi evet ben de zamanında üç nokta yerine iki nokta kullanmış, dört nokta kullandığımda ise inanılmaz gizemli ve özel biri olacağımı zannetmiştim. Keh keh. Ama dikkat edilmeli.


Mesela çok sevgili sitemin başlığında yazılı duran ve boş zamanlarında ayrıca bir adet Demet Akalın şarkısı da olan "Banane" tamamen bu olayın dışında kalınarak ele alınmalı. O, apayrı bir tartışma konusu çünkü. Demet Akalın ve şarkının bestecisi Ersay Üner bence çok sağlam bir düşünceyi dışa vurmuşlar o hatalı kullanımla. "Evet bazı şeyleri sonradan görüyoruz, hiçbirimiz mükemmel değiliz, henüz toyuz ve çok da iyi bir eğitim süzgeçinden geçemedik, geçseydik de belki de değişen bir şey olmayabilirdi, ok bye." anlamını alıyorum ben o hatalı yazımdan. O kelime öyle kalmalı. O, bir simge. O, tüm "bilinçsizce hata yapan ve sonradan da özür dileyen kesim"i temsil ediyor.......... Hayır bu kez bunu bilerek yaptım.


İşte o kadar yoruluyorum ki, acaba Hakkı Devrim "Cihannüma" isimli köşesinde neler hissediyordur? Çünkü çok pis bir şey, bir kere olayın içine girdin mi hayatta çıkamıyor ve devamlı yanlış kullanılan kelimeleri düzeltmek istiyorsun.


Perihan Mağden gibi de yazabilirim mesela şu anda. Çok ilginç bir şey bu. Bir yanım "Hakkı Dede :)" yapıp, gülümser bir ifade ile güzel bir türkçe kullanımını savunurken, öteki yanım bol ingilizce-türkçe, ünlü harflerin giderek uzadığı, bozuk anlatımın tüm yazı boyunca hakim sürdüğü bir "Asi Perihan!" üslubunu destekliyor. Yıkmak istiyor kelimeleri. Sinirli çünkü.


Böyle durumlarda en güzeli Yıldırım Türker. "En sevdiğim köşe yazarı Yıldırım Türker." "Radikal'i sırf Yıldırım Türker için okuyorum." "Yıldırım Türker? Imh, şahane!" Bunları hiç duymamış kabul ediyorum, evet ben de bayılıyorum olaylara "En sevdiğim çikolata metro" diye bakmaya. Ancak konu köşe yazarları olunca böyle düşünmüyorum. Dahası, düşünmek de istemiyorum.


Metro demişken hemen bir bilgi. Çok sevgili Metro gitaristi Burak Terek'i kaybetmişiz. Hepimizin başı sağolsun bence. Astımı yüzünden nefes almaya uğraşırken, çıktığı balkondan yere düşmüş. Bu aralar daha ne kadar üzülebilirim bilmiyorum ama gerçekten de üzüldüm. Kadıköy Anadolu mezunuymuş. Bu da onun yazdığı en güzel şarkı olan "Mavi"den en güzel cümle. "Yukarı bak, kanatlarının gölgesi, orada kal! Bir martı gibi parlayamasan da gecenin ışığında..."


Ömrüm çürüyor. Arkadaşlarım benim körpe bir "luzır" veyahut "canki aday adayı" olduğumu düşünüyor. İşte o muhafazakar arkadaşlarıma göre ben sene başından beri 10 (yazıyla on) kilo vermişim. Hahayt! Farkındaysanız gülüyorum. Bir kere ben 10 değil, 8 kilo verdim. Tamam mı? Tamam. Buradan sevenlerime, gizli hayranlarıma ve fan kılabım, sizlere seslenmek istiyorum! Bunu çok istiyorum! Bu yorgunluğumun sebebini sizler çok daha iyi biliyorsunuz. Aşacağız bu günleri de. Yapacağız bunları. Değil mi kar'şim? Yapacağız muhakkak.


Mesela Saba Tümer benim üzgün ve dolayısıyla süzgün olduğum bugünlerde yanda görülen kıvama gelmiş. Üzülmedim değil.


Buradan herkese teşekkür etmek istiyorum. Bilmiyorum içimden geldi. Hassaslaştım sanırım. Kesin ondandır. Hıhı.


Kendimi bir bıraksam karşıki dağlar yıkılır. Türkiye çöl olur. Madonna donarak can verir. Gerçekleşir hepsi bunların. Değil mi kar'şim?

Labels: , ,

0 comments


Thursday, April 2
Bu kez sizi güldürmeyeceğim. Bugünün 1 Nisan olduğunun elbette bilincindeyim fakat öyle acı bir şaka yaşadım ki, oturdum düşündüm ve bunu sizlere anlatıp ruh halinizi mahvetmeye karar verdim.
Bugün o kadar sinir bozucu bir gündü ki, günün ilerleyen saatlerinde başıma gelecek olanları tahmin etmişcesine sabahın köründe aç karnına art arda üç sigara içtim. Sonra gereksiz muhabbetlerden arındırmaya çabaladım kendimi. Derken merdivenlerde telefonum çaldı. Kuzenim Orkun ve "anca beraber kanca beraber" diye tabir edebileceğimiz kankaları, yani ilkokuldan beri birlikte büyümüş olan ve hep beraber olan dört arkadaştan üçü trafik kazası geçirmişti. Kuzenim Orkun iç kanama geçirmiş, Eren'in burnu kırılmış, Mert'in ise kolu kopmuştu. Titredim çünkü sinirlerim bozulmuştu. "Orkun" ve "hastane" kelimelerini yan yana duymak meğerse bana çok dokunuyormuş bunu da o anda tecrübe ettim. Neyse ki korkunç ağrıları dışında korkulacak bir şeyi yok bizimkinin. Ara sıra sızlanıyor o kadar.
Peki, Mert? Doktorların dediğine göre kopan kolunun dikilme ihtimali yok. Çünkü sağ önde oturan Mert'miş ve sürtünmenin etkisiyle çocuğun sağ omzundaki sinirler tamamen ezilmiş. Bacağından alınan sinirler ise yeterli olmamış. Üçüncü ameliyatını olmuş ya da olacakmış tam bilemiyorum ama kendisi Kadıköy'de bulunduğu hastaneden, Kartal'da gözetim altında tutulan Orkun'a dedem aracılığıyla "Ben iyiyim, şoförden şikayetçi oluyoruz, Orkun da şikayetçi olsun, polise öyle ifade versin." gibi bir mesajı iletebilecek kadar çılgın bir durumda. Henüz kolu hakkında bir fikre de sahip değilmiş. Ya da en azından iyileşebileceğini düşündürtmüş insanlar ona. Bu beni delirten, sinirden öldüren kısmı. Herkes ona yalan söylemek zorunda. Kolunu dışarıdan sarkıttığı için kolunun koptuğunu düşünüp herkes Mert'e ilk anda "Neden bu kadar aklın bir karış havada ki senin be Mert?" şeklinde serzenişlerde bulunmuş. Elbette ben de pis gibi bunu yaptım.
Ancak işin aslı şuymuş. Yüksek hızla giden Eren, o saatte (Saat gece 10) orada park halinde durması yasak olan bir koca kamyona (sahil yolu kenarında duran Algida kamyonu. Artık nasıl bir şeyse o?) çarpmamak adına direksiyonu sola doğru kırmış. Ne yazık ki arabayı tam kurtaramamış ve olan Mert'e ve Mert'in arkasına doğru oturmakta olan Orkun'a olmuş. Ancak Eren hayvan gibi frene yüklenseymiş çok daha vahim bir sonuçla karşı karşıya kalabilirmişiz. İşte Mert de o anda refleks olarak kolunu kafasına doğru kaldırmış ve pat! İşte o kol orda, o pozisyonda olmasaymış... Mert şu anda aramızda olmayacakmış. Direk kafasına ve boynuna bir darbe alacakmış. O kolun orda olması gerekiyormuş. O kolun kopması gerekiyormuş çocuğun yaşayabilmesi için, anlıyor musun?
Orkun'u ziyaret eden gerizekalı arkadaşları da Mert'in durumunu yetiştirmiş. Fakat sandığımdan daha az gerizekalı çıkan bu arkadaşlar, asıl gerçeği anlatmamış ve bir ameliyat sonrasında kolun yerine dikilebileceğini çocuğa inandırmış ve ortada hala bir umudun olduğunu söylemişler. Allahtan böyle büyük bir akla sahiplermiş! Şaşırdım!
Çok zeki küçük kuzenim Taylan ise bana Orkun'un dayısının çektiği ve arabanın ne halde olduğunu, daha doğrusu kaza sonrasında arabanın sağ tarafının aslında yalnızca bir hurda olduğunu gösteren resimleri gösterdi. Hala deliriyorum o görüntüler aklımdan çıkmıyor. Kan içinde koltuk. Sonra Taylan iyice delirtti beni. Orkun - artık nasıl bir akıllılıksa bu - bilinci tamamen yerinde bir şekilde kendini arabadan dışarı atıp, kazanın yanında bir anda beliren adamın birinden telefon istemiş ve hemen dayısını aramış. Mert ise o anda çığlık çığlığa herkese küfrediyormuş. Çocuk şokta tabii. "Kolum!" diye bağırıyormuş. Şu anda çok kötüyüm, bu paragrafı atlıyorum.
Eren'in durumu çok daha iyi. Aslında belki de ruh olarak en bitmişi de o haliyle. Çocuk bitmiş. Annesi desen delirmiş durumda. Kadın düzenli olarak bir Kadıköy'e, bir de Kartal'a gelip gitmiş bütün gün. Bir hafta önce ise Eren'in babasının yüzü parçalanmış, kemikleri kırılmış adamın. Üstüne Eren'in kullandığı araba hurda oldu. Kadın o kadar berbat ki. Eren zaten sessiz, olgun bir çocuk. İyice sessizleşmiş. Babasını da dedem görmüş. Adam boş boş bakıyormuş zaten yüzü gözü berbat halde. Aile olarak bitmiş haldeler. Acayip suçlu hissediyorlar haliyle. Oysa çocuk elinden geleni yapmış, o direksiyonu kırmasa üçü birden girermiş o hayvani taşıtın altına. O mal kamyon gece vakti ışık adına hiçbir şey yansıtmayıp öyle mal mal yol kenarında dururken. Ve bu aileler birbirlerini kaç yıldır tanıyorlar. Mert'e soruyorlar, "Eren'den şikayetçi misiniz?" Sonra Orkun'a soruyorlar, "Eren'den şikayetçi misiniz?" Orada o duygusallıkla Mert'in ya da Orkun'un herhangi bir ebeveyni bir sakat cevap verse. Düşünsene olayın vahimliğini.
İşte o kadar sinir bozucu bir gündü ki... Berbattı. 1 Nisan'da bu denli kötü bir şakayı yaşar iken ben, bir yandan da birbirini önce sevip sonra da söven, zamanında evlilik kurumunun yüceliğine inanıp daha sonra bunu inkar eden, sonradan edindikleri aile bağını yaklaşık 11 yıl önce tamamen reddeden iki eski görümce ve gelin yani S.S. ile T.S. barıştı! Gözlerimin önünde birbirlerine sarılıp ağladılar, birbirlerine destek oldular. Bir diyalog kurabildiler. Birbirlerine "Orkun'un annesi" veya "Tria'nın annesi" yerine S. ve T. dediler. "Seni arabamla götüreyim hastaneye S."ye karşılık olarak "Çok iyi olur T., geliyorum 2 dakika içinde oradayım" cevabını verdi ve böylece oldukça manidar bir işe imza atmış oldular. Ben ise önce çok fazla mutlu oldum sonra da çok fazla sinirlendim.
Siz ki yıllar geçse de birbirinize karşı beslediğiniz o nefreti hiçbir zaman azaltmamış iki kadın, madem böylesine her şeyin gelip geçebildiğini, her an her şeyin başınıza gelebileceğini biliyordunuz. Madem bir araya bu kadar kolay gelebilecek bir sürü nedenin var olduğunu ve ilerde de var olacağını hesap edebiliyordunuz. Kendi iradenizle elde ettiğiniz "hala", "anne", "yenge", "görümce", "gelin" gibi birtakım etiketlerden bazılarını hayatınızdan silip atma lüksüne sahip olsanız da yine de edinmiş olduğunuz sorumluluklarınızın devam ettiğini ve etmesi gerektiğini de pekala biliyordunuz. Peki neden bu kadar öfkeliydiniz? Neydi bu kadar birbirinize yıllarca tahammül dahi edemeyişiniz?
Ha evet, bu barışmanın, sarılmanın, hüznü paylaşıp beraber ağlayabilmenin olabilmesi için bir çocuğun iç kanama geçirmesi, ötekinin ise kolunun kopması gerekiyordu! Muhakkak! Siz de haklısınız.
Küçük kuzenim Taylan ile başbaşa kaldığımız dakikalarda bu tarihi ana tanık olabildiğimiz için kendimizi ne kadar şanslı hissettiğimizi söylemeyeceğim fakat şaşırtıcı bir gelişmeydi bu.
Fakat hala sinirden ve üzüntüden titriyorum, buna inanmalısın!

Labels: ,

0 comments


Wednesday, April 1

- Mübeccel Hanım nerelisiniz?
- Adana.
- Adana'ya selam olsun! Aman Adanalım, canım Adanalım...



- Hanfendi isminiz?
- Asiye.
- Oy Asiye, Asiye. Tütün koydum kesiye...



Gelinler, damatlar. Çıkın çıkın gelin! sdfjksfsdfsdfsd.

Labels: , ,

0 comments


geçmişimin kara lekeleri
April 2006
May 2006
June 2006
July 2006
August 2006
September 2006
October 2006
November 2006
December 2006
January 2007
February 2007
March 2007
April 2007
May 2007
June 2007
August 2007
September 2007
October 2007
November 2007
December 2007
January 2008
February 2008
March 2008
April 2008
May 2008
June 2008
July 2008
August 2008
September 2008
October 2008
November 2008
December 2008
January 2009
February 2009
March 2009
April 2009
May 2009
June 2009
July 2009
September 2009
October 2009
November 2009
December 2009
January 2010
February 2010
March 2010
April 2010
May 2010
June 2010
July 2010
August 2010
September 2010
October 2010
November 2010
December 2010
January 2011
February 2011
March 2011
April 2011
May 2011
June 2011
November 2011
December 2011
January 2012
March 2012