birkaç kötü site. nihaha. ayrıca da kendi biloğumu kendim yaparım. hahayt!
fak feysbuk
tambılır
blogg.se
vkontakte.ru
stumble
okuma sitesi
formspring
imdb
ekşi sözlük
twitter
ask.fm
good reads
deviantart
triancula single listesi
profil
last.fm
eksprensip
limonyak
boş zamanlarımda kendimi sevmiyor değilim.




Saturday, June 28

hiç yazasım yok! çok yazasım var! acilen toparlanmalı ve tatile çıkmalıyım! hayır hayır "otur aşa, nataşa!" olmalıyım! ama aynı anda da çalışmaya da başlamalıyım! yediğim kentucky'lerin parasını alnımın akıyla, kırmızısıyla, grisiyle kazanmalıyım! yok yok hava çok sıcak, "suyum nerde?" diye bağırmalıyım "kahvem nerde?" diye birine kızar gibi! her şey çok karışık! hayat çok basit! herkese rest çekesim var! kendimi öpesim var! hamallık yapmadan bazı şeyleri "ayva düş midemde şiş" yapasım da var! ama yok, çok pis de çalışasım var! en verimli çağımdayım, hey sen BÜROKRASİ KUŞU! nefret edesim var durduk yere, sana bana ona buna! hatta kendimi rtük'leyesim var! ama hayat güzel! sevince değil, her daim! ama sevmiyorum insanları! insansız hayat da olmaz ama mesela! ama neden amca? ben insan değil-ki-yim! insanları anca arada bir öpmek lazım!



acilen şenay gürler gibi birini bulup, içimi dökesim var! demir demirkan'ın son videosunu izlemek lazım!



yok bir daha yazı mazı! sezon finali! yok yok toplu final anasını amcasına satayım! yok yok, kalıyorum sanırım. yok teyze deliriyorum mütemadiyen. olsun alıştım artık! çok sakinim ya! valla allah canımı yesin direk! asabiyetim var, çok süperim ben! olucak olucak abisi o da inşallah... oldu... hadi bize iyi günler!

Labels: , , , , ,

8 comments


Thursday, June 26

üniversitede, lisede hatta abartalım ilkokulda bir talebenin verdiği hiçbir söz gerçekleşmez. mesela hayri ordan eller havaya kıvamında "arkadaşlar, her yıl şurda şu gün şu saatte buluşuyoruz tamam mıdır?" der ve ertesi yıllarda mutlaka herkes unutur. çünkü hayatın kaidesi budur. çünkü "hayat olur"! o yüzden oldum olası "kopmayalım ve her daim sarılalım sıkı sıkı" olaylarından hiç haz etmem. kopmak zorundasındır. bu son derece sağlıklıdır kaldı ki.



babamın yıllardır görüştüğü en sevdiği üniversite arkadaşıyla 2-3 yıldır arasının açık olmasının veyahut annemin yıllardır görüştüğü en sevdiği üniversite arkadaşıyla 4-5 yıldır arasının açık olmasının konumuzla dolaylı gibi gözükse de doğrudan alakaları vardır. evet o adamla o kadın benim en iyi bildiğim insanlardandır ve şimdi kendilerini ayda yılda bir sergi açılışında veya bir nikahta görmekteyim. en kötüsü de gözümün içine bakıp sanki ilk defa tanışıyormuşcasına verdikleri suni tepkilerdir. "canım, neler yapıyorsun?" biz böyle miydik senle S. amca? A. teyze?



siz siz olun, ya birine "ölümüne kankayız!" demeyin ya da bir hata yapıp dediniz diyelim, e o zaman ölene dek arkadaşlığınıza sahip çıkın!



ve ben buram buram sosyal mesaj içeren yazılarımdan nefret ediyorum.blogspot.com!

Labels: ,

11 comments


Wednesday, June 25
Çünkü Rahatlıkları Batıyor Onlara!
o haklıymış!
eti farklı, berisi ötede, gerisi kayıp. benden farklı mı? farklı! kaybetmeye mahkum! tepeye çıkmaması için sebebi yok, gücü çok! yüzü var! yüzler bizlere ait! tepeme! tepene! tepemize! herkes ali öztürk marka et yemeli! ali öztürkyan değil mesela! öteki örnek daha da çok! güvercinlerim karanfil sayıklıyor!
---------------------------------------------------------------------------------
Şaziye Teyze!
kızgınım!
çok kızgınım! fecii kızgınım! inanılmaz sinirliyim! leona lewis kişisinden 5 ay boyunca nefret ettikten sonra dünya çapında hayvani ötesi başarılar kazanmış ve her dakika burnumuza sokulan iki şarkısından demin'e (yavrum demine'm) kadar nefret ederken an itibariyle triagül semalarında "Bleeding Love" veya daha da fazla "Better In Time" çaldığı görülmekte. dahası? tria leon acı çekmekte! nasıl olur da eleştirdiği, nefret ettiği iki şarkı bir anda tria'yı çok pis yaralamakta? hayat bu değil, böyle olmamalı! biri beni öldürsün, o da sensin! evet sensin, "hey gömlekli!"

Labels: , ,

8 comments


Tuesday, June 24

yorgunlukla başa çıkabilmek için bir bardak su yeter sanıyordum. yürümek kırık bir sesle, gülümsemekle, adını anmakla, birşeyler fısıldamakla geçer sanmıştım. nemli ve bu yüzden fazla ılık sokaklardan geçebilmek en güzeliydi belki. ışıklar uykusuzluğa direnirken, merdivenler saygı duruşunda eğilirken, bir kadın tüm içtenliğiyle gözyaşlarını gülerek akıtıp makyajını mahvederken... gördüğüm birini... ah! yanımda kalsaydın?!



emanet ettiğin keşke'ler, eğer'ler filelerimden sızıyor. ben o denli orjinal biri değilim!



ünlemli cümlelerim dursun... dursun... dursun... millerce öteden söylediğim her söz, binlerce gün sonra seni bulup, kalbinden vursun...

Labels: , ,

10 comments


Friday, June 20


annem ve babamın dünya sınırları içerisinde ortak olarak "şaheser!" adını verdikleri yalnızca iki şey vardır! bunlardan biri bulmacalarda sık sık karşımıza "Bir Nisan Meyvesi?" olarak da çıkan Tria Leon iken, bir diğeri de Sezen Aksu'dur. nasıl olur da bu iki "ayrı dünyaların insanları" her daim aynı ortamda bulunurken bambaşka beğenilere sahip olur ama yine de benim ve Sezen Aksu için canlarını bile verebilir? Hayat, Kadere İnat, Ben Asıl Seni Seviyorum!



"Deniz Yıldızı" albümü çıkıyor, ben yine bir huzur içindeyim. skull'un deyimiyle "oluyorum ben!" tosbaa'nın eskidendi'si başlıyor kulaklarımda. eskidendi, çok eskiden... aklıma şimdi o yıkık dökük evimizin tozlu raflarındaki siyah kapaklı, pembe kağıtlı "Sezen Aksu Söylüyor" kaseti geliyor. odamı geride bırakırken, o tozların içinde yalnızca bir kaset! sakin... huzurlu... hepimizi büyüleyen bir kadın. Sezen Söylüyor!



o çocuk şimdilerde büyüdü, koca bir çocuk oldu! Sezen ise hep söyledi, söylüyor, söyleyecek! çok seviyorum seni annem!



"Her insan meyillidir, ihanete cinayete, her insan merhametli ve zalimdir, bir yandan gücün suç ortaklığında, vicdan ilahi bir takiptir" Sezen Aksu / Tanrı'nın Gözyaşları / 2008

Labels: ,

10 comments



"...ve evet çüş hatta yuh hatta oha! aklıma başka bir şey gelmiyor gerisini sen getir!" Betül / 15:59




"benden bir şey beklemeyen arkadaşlarımı seviyorum. Caz dinleyesim var en zencisinden!" Skull / 01:02




"536xxx1x6x numarasından hattınıza "5" kontör transfer edilmiştir." Turkcell / 16:07



"ve hayrola ne bu "Almanca Konuşuyorum, Domuz Gibiyim!" vakaları?" İsmini Vermek İstemese De Ailecek Çok Sevdiğim Daimi İzleyicim / 11:02




sponsor: Turkcell , Hotmail , Deutsche Bank , Motorola

Labels: , , ,

3 comments


Thursday, June 19

birkaç gündür "pot güzeli" oluşum bakımından kendim, kendime küsmüş bir halde, yalnızca başkalarıyla görüşüp konuşmaktayım. aynaya bakıp "ah sen cinayet sebebisin" demekte ve "benim pot sebebim sensin!" gibi bir arabex söylemle kendimi iki nokta arasında "emrah!" olarak görmekteyim! ve kendimi suçlamaktayım! ayrıca yaşasın 4 Luni 3 Saptamani Si 2 Zile! ne yazık ki parmaklarım, en az ağzım kadar çok konuşmakta! başka nerem mi konuşur? ayaklarım eskiden elvan abeylegesse'msi bir konuşma ve koşma sevdası içindeydi 2-3 sene önce. allahtan süreyya doping yaptı, elvan sakatlandı! beni her an 1500 Metre ya da 5000 Metre'de "ipini koparan triagül" olarak görebilirdiniz, ama şimdi? aşkın çarşısında, durdum karşısında, potansiyelim içimde ekmeğini yiyip şişmanlamakta!



"DEMEZSEM İÇİMDE KALIR, DİYORUM VE MUTLU OLUYORUM, BAK ÖLÜMÜ EKMEĞE BANA BANA YE, VE İĞRENÇSİN TRİAGÜL!" köşesi


1- güzel türkçe konuşmam "zorunluluk" da olsa, konuşmayı seçmem! hem zaten zorunluluk ve klişelerden nefret eder, bayram seyranlarda "sarılalım sıkı sıkı" olmaktan hiç haz etmem! illa o gün değil de, 3 gün sonra sarılmışlığım vardır dedemgillere! inadımı seveyim!


2- "resmimi çeke çeke" yapmayı çok severim! özel hayatımlan gündeme gelmeyi de ÇOK SEVERİM! reyting kaygını seveyim!


3- bana taş atılırsa, ben kaya fırlatırım, bu kadar da iğrenç, bu kadar da pis, bu kadar da rezil bir insanım ve herşeyimle gurur duyarım!


4- ama bu demek değildir ki yanlış yaptığımda "tria boksun!" demem, alasını derim!


5- senin yanlışın benim doğrumdu amca ve teyze! heyoo! kıvır amca! kıvır teyze! yaşasın hayal alemi özgürlüğü! :D "süper ya, çok eğlenceliiiiiiiiiii! :D"


6- münem! affet beni annem! çek kulağımı! ben kendimi affedemiyorum!


7- bu yaz en sevdiğim kop-kop şarkı "Bebek" , "Full İhtişam" ve "Kukla"dır, tarkan'ın "dedikodu"sundan hiç haz etmem, o da benden haz etmez! ne güzel!


8- unutmayayım diye söyleyeyim, burdan kendi küçük kuzenime, skull'un kuzenine bir de kaanmou'nun kardeşine SBS'de başarılar dileyim, hani eşek kadar adam oldum, bari klişe olarak bir başarı dileğimi esirgemeyim!


9- işte bu kadar özel, bu kadar normal, bu kadar basit, bu kadar "creep'i söyleyip ağlar, niçe ağladığında okur, bebek ve full ihtişam dinler ve koparım!"dır'ım!


10- sev beni, seveyim seni! ha dersen "sevmem!" sevmeyiversin bas git, ya yürü başka deli mi yok?! :D ama ne demiş atalarımız, bas! git! madem öyle, bundan sonra böyle gülüm!


- neyse, sallayalım can ya!
- can sktr et boşver!


şayze! şaziye! inadına, to be continued...

Labels: , , , , , , , , , , ,

6 comments


Wednesday, June 18

haberimizi okuyalım. "erol köse yepyeni albümlerle yaza damgasını vuracak! kutsi, bengü, asuman krause, sevda, tan ve zeynep dizdar'ın yeni albümlerini çıkartacak olan ünlü prodüktör erol köse bu yaz da çok iddialı olduğunu söyledi." tü-tü! süper! de olan hande bacıya olmuş, kadıncağız klibini sıfır masrafla "bir masal kahramanı olarak hande yener" temalı gerek palyaço renkliliği, gerek aysel gürel çılgınlığı falan filan olarak geçirmiş. sıfır maliyet, sıfır para! ilginç bir klip. dumur da oldum umur da. ama alttaki resmi de fena tuttum, valla bırakmam!
.
.

Labels: ,

4 comments



istirahatteyim dinleniyorum, uzattım ayaklarımı. elimde kitap, okuyorum başkalarının hayatlarını. çok affedersin izninle, yediğim ayva tok tuttu! bir şey yiyecek halim yok, aç gözüm de doydu! hikayem bu, valla billa katledildim!



hep zaruri özel günler, verilen güller!
kanuni, isteksiz özürler!



sıla'yla evleniyorum, düğünüm var, "bugünlerde de önüne geçen herkesle evlenesin var triagül" diyenlere cevap olarak "gel yarim ol, olmadı nikah şahidim ol!" diyesim var!

Labels: , , ,

6 comments


Tuesday, June 17

"bana göre süt onlara göre çikolata" diye bir atasözü vardır bilir misin fan club'ım? sevgili ünlü düşünür ve aynı zamanda kaleci claudio taffarel demişti bunu. durup durup adamın ne kadar ileri görüşlü, ne kadar şairane ruhlu olduğunu ve reklam izlemenin aksini iddia edenlere inat ne kadar sağlıklı olduğunu düşünmekteyim.



mesela bir örnekle açıklamak gerekirse, hadi diyelim sizi toplama kampına götürüp "son sözlerini söyle tria kuzucan!" diyerek boynunuzdan sizi vatana millete kurban etmek istediler, siz o sınavdan x alarak çıktınız ve umutlarınızı bir sonraki yıl yine aynı gündeki maça sakladınız. sonra o gün geldi ve siz y aldınız. ve aradaki fonksiyonun yani x-y mutlak değer içinde küçüktür 0 olduğunu görmektesinizdir. y'nin büyük, zengin ve burjuva sınıfından olduğunu görebildiğimiz gibi, x'in daha mütevazi ve işçi sınıfından bir arkadaş olduğunu fark edebiliriz. ama sınav hükümlerince ne yazık ki sevimsiz y'yi makbul görmek zorundayız.



buraya kadar "bebeğim, hanimiş sorun nerede?" sorularını sorduğunuzu duyar gibiyim. o kadar melek gibi bir insanım ki, cevap vermek için, sizler için, seyircim için burdayım! esra ceyhan seni sevmiyor, ailecek izlemiyor ama yine de hayatıma kattığın anlam için teşekkürlerimi iletiyorum. ne kadar özelim tanrım!



sorun şurada, çilekli waffle'ını yemekte. eğer siz dünyaya gelmişseniz ne yazık ki bir tane kocaman bir anneniz ve bir tane de kocaman babanız vardır. dahası? siz mutlaka huy ya da suy ya da hem huy hem suy olarak bu iki arkadaşınıza benzemek zorundasınızdır! keşke her birimizi leylekler getirmiş olsaydı da, bu kötü yoğun dozdaki kör cilveye maruz kalmasaydık! kendilerini çok sevmekle beraber, iki tarafın da inatçı keçi olması bende tahmin edilemeyecek veyahut onarılamayacak derin çapta hasarlara neden olmuştur. ben o aslında "hep ben haklıyım, sen de kimsin arkadaş, hahayt!" kibirindeki insanın ta kendisi olmuş ve de büyük bir gururla olmaya da devam etmekteyimdir. demet akalın gibi "bir kaç gün tatile çıkmalıyım" da yapamamışımdır. merak edenlere ferman olarak geçsin bu cümle.



gelelim bu "bayan leylek olsa daha iyi olurdu" arkadaşım anneme. kendisini çok severim o ayrı. "ama yapma be kuzucan, cellocan!" dediğim zamanları da çok olmuştur. bugün ben o kadar kötü bir çocuk olucaktım ki, onu en yakın zamanda üzgün olduğum bir anda bir arkadaşıma "ben bad bir boy'um w'ciğim, sen sakın daha da sakilleştirme beni!" demek için beklemedeyim. kendisinin bir "z olsun bizim olsun" takıntısı vardır. ben dedim "aney ley ley tey tey, şimdi sen y'yi beğenmiyorsun belki ama zaten o da seni beğenmiyor, z burjuva ötesi gel yapma etme, y'de anlaşalım!" dinleyen mi var? kendisine "e be yavru kızı bi dinle bi dinle" diyesim var en memoli'sinden. memolican!



bak babama! adam rahat, adam rileks! adam kuğul! gerçi bir kere ölümden köşeye dönmüştüm o ara kendisi son derece patlıcan suratlı biri olmuştu ve bir dönem konuşmamıştı benle ama konumuzla çok da alakası yok. tamam baba içgüdüsü, tamam bende kırıntısı bile yok! ama gene de ebeveyn modeli olarak çok daha takdir edilesi, sevilesi. "baba ben y oldum!" dediğimde eminim "süpersin triagül" dicek! demese bile kendisi hayallerimde bunu dedi ve bu bana yetti! ben onun hayallerimde beni bozguna uğratmamasını seviyorum.blogspot.com!



sonuç olarak, x-y mutlak değer içindeki farkı eşit değildir z ile y'nin farkının mutlak değeri! y, z'ye x'in y'ye olan uzaklığından daha yakındır! yarından da yakındır, hakan da yakındır, murat da yakındır!



sosyal mesajlarım: babalar gününüz kutlu olsun! anneler siz anca ruh hastası olabilin! yaşasın ebeveyn olmama özgürlüğü! yaşamasın ebeveynlerinin karakterlerinin bazen uyuşmaması! yaşamasın -20 kontör! yaşasın kontör alamama tembelliği! yaşasın edebiyat! yaşasın edebiyat-sosyal'in sosyal'i! yaşasın psikoloji! yaşasın türkçe! yaşasın biyoloji! yaşasın geometri 1 ! biraz daha iyi olabilirsin sen matematik 1 ! geometri'si dışında herşeyinle seninle evlenebilirim matematik 2 ! ama gelme bana tarih! gelme bana coğrafya! gelme bana felsefe!

Labels: , , , , ,

8 comments


Monday, June 16

Flash TV'nin yayın kalitesine oldum olası hayran olmuşumdur. Kısa zamanda fenomen ve ötesi olan İzdivaç, efendim bir Küstüm Show ya da Karı-Koca kavgasının son derece hassas ve samimi olarak ekranlarımıza yansıdığı program falan hepsi çok güzeldir. Mesela yıllar önce de bu kanalla ilgili olarak muzlu magnum dondurması yiyen kızıl peruklu cadı kılığında bir kadın hatırlıyorum. kendisi aynı zamanda yapmış olduğu programda peruksuz olarak da şiir okumaktaydı. ve ben hep sevimli kahramanlar daha başlamazken kanal d'de, ne hikmetse hep bu cadıyı görürdüm. hatta ben siz okulda dirsek çürütürken, ananemin yemeklerini yiyerek zapping yapıyordum. bu kadar da özel, bu kadar da keyfime düşkündüm.


haydi köyümüze geri dönelim. Sabahın 3 buçuğunda ne yusuf ne de murat atarken, açık kalan televizyonu kapama hareketini gerçekleştirecektim ki o da nedir? "Oyun İçinde Oyun" adını taşıyan hayatımda izlediğim en korkunç (ama hakkaten korkunç) türk dizisi. dizi olduğuna eminim çünkü insanların algılayabilmelerini kolaylaştırmak adına insanların aklına gelen herşeyi söylemeleri son derece korkunç. dizi mantığına hastayım ve eminim o da bana hasta. mesela ben hayatımda açık kalmış bir kapıya "aman allahım, kapı açık kalmış, hemen kapatmalıyım" diyen aklı başında biri henüz görmedim, aksini iddia edeni ve hayata uygulanıyla da karşılaşmak istemem.


işlerin yalnızca bununla sınırlı olduğunu sanıyorsanız, yanılıyorsunuz. hatta "çaresizseniz, çare sizsiniz!" gibi bir söylem bile kullanmak istiyorum an itibariyle bunları gevelerken. efendim mehmet'e aşık olan selma'nın hazal isimli yarı insan yarı hayaletle konuşması ve atılan şuh ve psikolojik derinliği olan kahkahalar korkunçtu. hani bir "büyü" vardır bu korkunçlukta, bir "dabbe" vardır. bir de işte budur. "okul" bile şaheser kalmaktadır hayaletlerle konuşma sahnesinde...



"Söylüyorum Öyleyse Süperim" Köşesi!

1) dünyanın en güzel okulu dağ başındaki fabrikalar arasında unutulmuş yüzde yetmişi çamur içindeki samandıra şehit nihat genç ilkokulu'dur. "o da okul, deme öyle kötü şeyler ona tria!" gerçi bir an kendimi mehmet ali erbil hissetmedim de değil hani. e-5 felç geçirirken ben dağdan indim şehire oluyor ve köprüdeki yavrulara nanik yapıyordum.

2) türklerin hani deli-dolu, dengesiz, çılgın olduğunu herkes bilir de, yahu bari göstere göstere göstermeseydik yavrularım. a be nihat'ım? o golleri 80'e kadar niye sakladın be kuzum? süper değiliz ama hakkaten "şuyuz, çılgınız, türküz!"

3) laf sokan insanları çok seviyorum. allah canımı alsın ki çok seviyorum, konuşun ya, laf sokun, efendime söyleyeyim efendim de bana söylesin sonra, yapın valla. güzel hareketler bunlar. ama bebeğim hedef aldığını açık açık belli ediyorsan da azıcık tek yüzlü ol be güzelim, birden fazla ağlak surat olması hiç yakışmıyor sana, çelişme bebek! hani ben diyeyim de, gene benden hoşlaşma. ayrıca desin ya ne güzel, hem kim ölmüş ki cümleciklerden? evet içimdeki dobra dobra tria'ca hortladı!

4) "tria'cım, başarılar dilerim, seviyorum seni" cümlesini 04823737471 gibi 2-3 numaradan almak hayli güzeldi. bu hareketlerinizle sizleri tekrar hayatıma dahil etmek istiyorum.blogspot.com! :)) yok vallaha ciddiyim, ölümü ye! ya da iç! hatta hepsi kızları gibi söyleyesim var bunları. cemre'm... "yeah yeah yeah yeah!" veya "each each each each!"

5) merdivenlerde yaklaşık 1 yıldır kaybettiğim eski dershane arkadaşımla "anaaa, olum senin ne işin var burda" demeden önce "deja vu oluşumu seviyorum.blogspot.com!" diye düşünmek ve tuvallette kanka muhabbeti yapmak güzeldi. öbür sene için aynı sınav, aynı okul ve aynı saatte sözleşesimiz geldiyse de bunu dile getirmedik ve bu tüm "aynanın karşısında saçlarımı düzeltiyorum, çok ciks oluyorum, tüm kızlar bana hasta!" mentalitesindeki yurdum delikanlılarının gözünden kaçmadı, kaçamadı!

6) özel teşekkür etmek istediklerim de var tabii, resmi menajerim skull, cici annem minecan, kadir abim, ceren ablam, eski yengem ve birkaç da eski okullardan arkadaşım. seviyorum sizleri, eyvallah ciğerlerim...

7) son olarak bir de sosyal mesaj veriyorum heyhat! ya da yaşasın! condom, dünyaya condom, herkese condom!

Labels: , , , , , , , , , , , , ,

9 comments


Friday, June 13
kendimi bildim bileli uyku sorunu çekmekteyim. evet kendisini bir gün çekerken yırtılmasını falan dilediğim oluyor. hem de televizyonu her açtığımda karşıma ferhat göçer çıkma ihtimali kadar. ama sonra diyorum "ya Ayşe Teyze bizim pis eve gelirse?" ki gelir. benim bir annanem vardır ki, çorap mı söküldü? düğme mi koptu? evde yemek mi kalmadı? yavrum direk halleder. adı ayşe değildir. 3 tane ismi vardır hatta. asena'ya "esene" der, nescafe'ye "neskahve" der. ve daha da güzeli "yavrum taze fasülye var, pilav var, tabağa koyayım mı canom?" der ve kendisine söylediğim "yok aşkım ben biraz dinleniyim sonra yerim" cümlesini hiç duymayarak ve kendi bildiğini okuyarak "kurban olurum ben sana, yemek hazır hadi!" der. ah be güzel insan! seni seviyorum dünyalar sevimlisi kadın! ama bu sevgi sözcüklerini son zamanlarda o kadar sık kullanır hale geldim ki, aklıma şunun gibi sorular gelmekte ve nedense tostlarını yiyip kıymalı pidelerini beklemekte, sevgililerini kollarına takamayıp bebek'e gidip 3-5 tur atamamakta!
.
.
.
1- tria bir sevgi böcüğü müdür?
2- tria, ünlü türk ozanı serdar ortaç'ın son albümünün en kop-kop şarkılarından "bataklık"'ın sözlerindeki buram buram "farklı olmalıyım, dikkat çekmeliyim, anne bak ben yeni bir sözcük öğrendim şarkımın içinde kullanmalıyım" kokan cümlesi "Hümanist olsun!" gibi bir hayat felsefesi mi benimsemiştir gizli gizli?
3- tria "makbule kral"ı mı ideal eş olarak kendine uygun görmektedir? neden sevdiği insanların gıdılarını kaşıma hareketi gerçekleştirerek "oybudu budu" demektedir? bu cümle ne anlama gelmektedir?
.
.
.
olabilir böyle şeyler. ama "isim neydi, çıkaramadım?" insanlarına "yavrum, canım, beybi, ciğerim" dersen veya oluşan sevgi selinin gazıyla onlara kemikli, sert "çakkıdı çakkıdı çakarım en ahmet'inden" halini yansıtırsan bu olay pek de hoş değildir bebişim. insanların el şakalarından, kuzenimin saçıyla oynanmasından ve annemin koltukların tırnaklanmasından nefret ettiğini her gün kendime hatırlatsam da, bunları hatırlamak benim için fatih terim'in tuncay şanlı'yı çek cumhuriyeti maçında oynatmayacak oluşu ihtimali kadar azdır. ama az çok değildir. "baş harfi yok'tur" mesela babam da el şakası sevmez ama kendisi yaptığım tüm uyuzlukları hak etmektedir. şöyledir ki, kendisi bir kokteylde ya da sohbetin orta yerinde çok sevdiği ve daha önce beni 6 aylıkken görmüş olmanın verdiği "ben senin namahrem bölgelerinin haritasını ezbere biliyorum oğlum, tey tey" rahatlığıyla "senli benli" konuşan insanlara "can da seni çok sever, ben hep bahsederim ona" der ve elbette ben de tüm sevimliliğimle "ah evet aramızda mutlaka diyaloğunuz geçer sayın x hanım/bey"derim tüm inandırıcı olma çabalarımla ve babama farklı bir konudan muhabbete girmesini ima edemeyen mimiklerim, şirinlik muskası güleryüzlü halimin 5 saniye nefessiz bir şekilde kalışıyla... seni seviyorum baba! sustun mu susuşunu, konuştun mu konuşunu. yavrum!
.
.
.
en sevdiğim rus arkadaşlarım anton ve nata, en sevdiğim litvanyalı arkadaşım ana, en sevdiğim polonyalı arkadaşım kamil, en sevdiğim insan betül, en sevdiğim yerli oyuncu melisa sözen ile haluk bilginer ve en sevdiğim blogger kardeşim de...

Labels: , , , , , , , ,

8 comments


Thursday, June 12
neden gülmekten ölen veya bir gün gülerken öleceğinden korkan insanlar resim çekerken hep yamuk yumuk çıkarlar onu merak ediyorum cello-can. evet sadece onlar poz verirken ciddi olmazlar ama aslında hani hakkaten çok pis ciddi insanlardır onlar. "da çaktırmazlar." hani bir tane adam varmış, çok sevilesi başka bir kadına şey demiş "o mu? o delilikle dahilik arasında bir çizgide falan" onun gibi bir şey bebek. mesela şu halime bak, dur bi zırlama allahın cezası, anladık göjüne toj kaçtı, napiyim? ağaca mı çıkıyım? triagül burda kapı gibi "yalın bakışı" yapmış. bağırmak istiyorum "seviştik sereserpe, şe, daa o bilmiyor" demek istiyorum hani en özlem tekin'inden. onun ağzında sigara, yamulmuş bir ağız ve süper mavi gözler. beyaz ten, koyu kahve saçlar. hayır kendisi hani bilinebilecek "ha o mu?"dan çok başkası. yaşasın "dünya çapında ağ!" ve şimdi "yukarı bak, kanatlarının gölgesinde. orda kal. bir martı kadar parlayamasan da. gece. ışıkla...?" yukarı derken, kuzeye, şöyle en soğuğundan. yap birşeyler işte ben şu anda kaybettim kendimi. içime popüler kültür kaçtı ve halimden inanılmaz mutluyum. 3-5 sene önceki 50 gramlık hastalıklı hallerimle son derece gurur duyuyorum. en geberdiğim türk bayanı ece sükan, en bayıldığım yerli dizi karakteri burhan altıntop, en sevdiğim kıro şarkıcı ailemizin kaybedeni amy winehouse ve üçüne de ölüp bittiğim için kendimle gurur duyuyorum, ve evet benim kendimle de sevişesim var! burası +18 hacım ve bacım! not: ben harbiden yahudilere benziyormuşum bak, yemin billah doğru. ;)

Labels: , , , , ,

8 comments


Monday, June 9
gözlerim kapanmış insanlar nefes alırken. nefesin sıcaklığı bir koltuk hışıltısı kadar huzurlu. ve şu anda henüz akşamüstü bile olamadı tende. öyle sakinlik kokan terli sanki'lerim varmış ki benim, mavi yıkayınca tüylerimi ve bulanınca kulaklar ojelilerle , anlamışım bulantıyı. hayır bebeğim, iyi bir bulantı bu. "Jurga" dinliyorum gözlerim kapalı, ben bana 5.mevsimin geldiğini müjdeliyorum. ben kendimi her daim dinleyebiliyorken, neden kendi sesini kendine dinletemediğini düşünen zavallıların yüzüne bakıp "ben de!" diyebiliyorum? o "bugün var yarın da var" sakalında olan insanları yine de hiçbir daim görmeyeceğimi bilerek "görüşürüz" diyorum? Ve ben içimdeki kirli ve bu yüzden gösterişsiz olan sadeliği temize çıkarıyorum yanımda gülebileceğim herkes varken! neden çevremdeki insanlar bu kadar değerli olmak zorunda? neden gereksiz insanları bulundurmamayı bu denli monica bellucci misali "irreversible" olarak başarıyorum? başarılıyım. allah benim cezamı da versin, belamı da versin. ve lütfen bu gece olsun. mutluyum ben, tırnaklarım yeniden uzadı, "dudakları" yeniden gözden uzak oldu. terli bir gece ve içinde benden başka "Jurga" var.


kahve. sıcak. yine. mavi. aşk. nefret. ilgi. buz. kahve. çay. kahve. kibir. kahve. kahve. kahve. kahve. kahve. kahve.


ççç!

Labels: , , , , , , , , ,

9 comments


Thursday, June 5
bizim akıllı bıdık, masal kahramanı moby dick boş durur mu karada? ne demiş ünlü düşünür paris hilton "durmaz!" rahat durmadığı gibi bir de "acımadı ki!" yapar. allah Can'ını ALMASIN CAN! cezanı mezanı da vermesin, otur oturduğun yerde, hasta etme muhabbet kuşlarını!!!

Labels: , , ,

10 comments


Sunday, June 1
Saat. 18.02. Triacan gün içinde tam 72 adet integral sorusu çözmüş ve o halde inatla nasıl enerjik kalabildiğini sorgularken, telefonuna bir mesaj gelir. "Olar, bana uyar, saat 6 buçuk, tamamdır." arayan canco Skull'dur. Göztepe'den bir hışımla çıkan triagül, koştura koştura "evlerinin önü şükrü saraçoğlu/ fenerium direk"e yol almaya başlar. Kızıltoprak'taki Purplehaze'lerin evinin önünden geçtikten 30 saniye sonra ufukta beliren oto yıkamacanın da önünden hızlıca geçmektedir ki, o da ne olar ki? adam bildiğimiz öküz çıkar, hatta bence bilemediğimiz oranda öküz çıkar çünkü kendisi nasıl olur da yoldan geçen yavru tria'nın şortumsu eşofman giymiş ve concon-vers giymiş yaz 2008 remix'li versiyonuna su atabilir, hadi attı diyelim, neden mörül mörül gözümün içine bakabilir ve sırıtabilir? insan mısın sen amca? ace'ci amca! e amca! gayet de pis bir bakış ve sola kıvrılan kafa eşliğinde "halla, halla ya" denilir ve karşıya geçilir. triagül koşar, stadın önlerine bakar, yok yavrucan yoktur, telefon çalar, "boğaya gel" der skull, karşılık olarak "skull çakarım suratına yürütme beni oralara" denilir. arkasından "bak tria şükrü amca bana kelek yaptı, ben moda'dayım gel boğa'nın sol şeyinin şeyinde buluşak" der skull, benim cevap direk "oldu, hı-hı tam moda'ya geliyorum, bekle beni skull'içu!" (hakkaten niye böyle yazmamışım ki :p) tria koşar, koşar, moda'nın tüm keşfedilmeyi bekleyen insandan yalıtılmış ve arındırılmış süpper ötesi gizli sokaklarında 180'e basar ve çeşme'ye varır. tekrar skull aranır. bu arada saatin 18.40 olması dikkatli gözlerden kaçmamıştır. can'dan gelen mesaj şudur. "canco ben kadıköy sahile indim sen nerdesin?" allah belanı vermesin e mi can! :) ben "can bekle moda'dan sahile iniyorum, bir dur bi sus :)" 30 saniye geçmez can bu kez arar "ahahahahhaha" yapar (ben zaten burda ahah?? yaparım da hiç de çaktırmam abisi, içimden ulan can derim ama ilahi can yaparım, ah can ah! :p) sonra ne olur? moda ilkokulu önüne tamam denilir. bu kez skull beklenmeye başlanır. ben çeşme etrafında gezinir ve küçük bir çocuğun kutunun üstünden içine, bildiğimiz ağaç dalını 4-5 kez batırıp "nihaha" şeklinde kötü adam efekti vermesini de dehşetle izlemeye başlarım. derken oha o da kim! lalecan! lale tosun ve kız arkadaşını (hayır harbiden şok oldum elele, gözgöze olayları vardı :p) gördüm ve ben bir ohannes çektim ki moda sahilleri yıkıldı! lalecan kilo vermiş ya ötesi mi var :p harbi şok oldum, baya baya ayaküstü sohbet ettik ve birbirimizi 23489320 zamandır göremeyişimizden dem vurduk falandı filandı derken ben tabii can'ı unuturum, o bana "can nerdesin ben burdayım" der ve direk koşulur, bakılır! saat 19.02! Şimdi can zamanı! :))) zaten direk ilk 5 dakika olayın komedi oluşuna yarılışımızla geçer diyalog. "o kadar can can geçiniyoruz da bir anlaşamadık be skull" deriz, kunduz deriz :)) tam kadıköy anadolu'nun önünden geçerken bizim fikret hoca'nın istifini bozup bozmama tereddütü yaşadığı dikkatli can'ların gözünden kaçmaz, "ahaha"yapılır, gülünür, geçilir. gidilir bir güzel şükrü saraçoğlu burger king'e. tria açtır, skull'un yemek sözü vardır hem, gidilir kasa başında muhabbet edilir, skull'un elektronik aletleri duruşuyla bile bozduğuna şahit olunup, bol bol gülünür. :))) fişi de bozdun ya can, çok yaşa e mi! e! :))) sonra bir güzel sessiz, sakin, kimsesiz ve rüzgarlı bir deniz muhabbeti yapılır, tria'nın canı deniz çeker, muhabbet uzar da uzar, ama muhabbetten geriye mühim olaylar kalır. tria bir yalancıdır! :))) hayır anlamıyorum ki ben beni, sen git o kadar adama "olüüüm ben çok pis yemek yerim, obez obez! diyorsun sonra gidip sümüklü burger king chicken whooper'ı (ki 2 menü yemişliğim vardır) bir yiyemiyorsun, allah seni trompet etsin tria! :)) ama yok harbi koşturmaktan yorulan bünyemin canı su çekmese, sen beni o zaman gör canco! ikinci yelan ise daha da güzeldir, skull: "tria sen ye istersen mayonezi ben hiç sevmem", tria: "skull ben de hiç sevmem ya, ketçap olsun bak canımı ye, ama mayoneze karşıyım." ve evet! triagül mayonezi bitirmek üzeredir, ketçap nerdeyse ilk açıldığı kadar tazecik ve körpedir! :))) ben kendimi kapak edişimi seviyorum.blogspot.com! :))) sonra bir de çocuk vardır onu da ölümsüzleştirmezsem şurdan şuraya buluşmak, görüşmek nasip olmasın, e mi :))) bizim ciğer yediğimizi zanneden kötü kediler şeraffettin'ler ve pis hüsnü'ler etrafımızı sarmışken ve muhabbetimize dik dik bakıp "bak bu kesin erkektir, bu dişi" cümlelerine, dişi sandığımızın "hadi lan ordan, ben erkek olanıyım asıl!" bakışı atmasıylan dumur olmamızın üstünden çok geçmeden küçük bir çocuğun kedilere "whhhööööeee" yapmasıyla dumur oluşumuz ve "peki amca" deyişimiz vardır ki süperdir :)))) o çocukta çok pis hayko cepkin ışığı, elektrik direği görmekteyim ben canco! :))) saat tabii maden suyu gibi, akşam 20.30 olmuş, biz 90 dakka melisa sözen'den tutup ev tutma olaylarına, güverteden, aile köy ve kasaba muhabbetlerine falan girmişiz, çıkmışız, e napalım dedik, s..trip gidip bir çay mı koyalım dedik (bendeki yüzsüzlük de ortaya çıktı ya süper oldu çok mutlu oldum, adama direk "olur onu da sen ödersin artık yemekte olduğu gibi" dedim utanmadan :pp) tren istasyonuna mı gidelim dedik medik sonra durdum ben "yok öyle bir şey" dedim ve çıkardım fotoğraf makinamı, hemen yandaki fenerbahçe bürosuna gittik :p bir güzel resim çekmeye çalıştık, skull, tria'yı fenere transfer etmeyi başardı, beraber bir güzel resim çekindik ve birçoğunda tria kasti ya da harbi bilinmeyen bir sebeple logoyu kapattı bir türlü olmadı, olamadı :)))

bir de bizim için adamlar yazı koymuşlar, "beni çek beni çek" diye haykırıyordu bir yazı en hayko cepkin'inden, gittik skull feat. yazı olayı yaptık :( gitme lan dan! :(

neyse, orda da ayaküstü baya ciddi bir muhabbet yaptıktan sonra gittik bir güzel boğa'ya çıkmaya karar verdik, ama o da ne! kadıköy çamaşır suyundan geçilmiyordu be hoca! insanlar sifonlarını çekmeyi unutmuştu, biz de dedik bari biz çekelim. fotoğrafını. işte hüzünlü kadıköy resmi. can burda bana bişey demişti, cuk oturmuştu hatta da unutuverdim gitti. :)))

sonracıma, ufukta boğayı gördük, boğanın sol şeyinin sol şeyi muhabbeti yaptık, yapmazsak olmazdı, derken biz böyle baya bir yürüdük dere tepe düz gittik, konuş, konuş (o değil de zaten allah bana bir çene vermiş, gerisini koy vermiş be can, yalan işler bunlar gördün :p) arada hava da soğudu şeyini şaapiyim, ben donuyorum (ama muhabbet içimi ısıtiyi :p öyk :p) da çaktırır mıyım, bulmuşum skull'u karada :p adam kaptan! :))) kendisine bir "ada sahillerinde bekliyorum" yaptım en dj tria'sından :))) "tria'nın minibası" dedin ya en yavuz'undan, ohaa yaaa şimdi jeton düştü de anladım içindeki alt metni! ahahahahahhahahhaa :))))))))) dedik nerde içelim çay may, can tutturdu "yok rexx sokağı'na gidelim de, hasta olmayalım da, baloya gitçem ben de, sen de sınava gircen de, yok sonra hasta olunca benden bilme de :p yusuf yusuf oldu bir anda can, skull 3 nokta 5 versiyon :p) tamam can söz şikayet etmem dedim, ağlama, zırlama, gidiyoruz moda'ya işte o kadar dedim, gittik teeee moda sahile, aile çay bahçesinde "toplantı" vardı :pp "gaç gaç" yaptık, gitik öbür yana, 2 çay dedik, başladık çay-kahve muhabbeti yapmaya, saat 21.46 bu arada. manzara diye geldik, ağaçlar önümüzü kapamış, valla üzüldük... sonracıma bir blogger dedikodusu da yaptık, bol bol Mine'yi andık, "can baba'dan can abi'ye can'lı can'lı nasihatlar" programı yaptık :)) ama güzeldi, bir ara böyle baya uykusu geldi gözleri küçüldü bu skull'un ama hakkaten şunu farkettim ki, bu dünya biz konuşalım diye yaratılmış! :)) "radyocu gençlik ve muzo ve can! :pppp" neyse hadi araları anlatmayayım o kadar detayını bilmenize gerek yok, tam kalkıcaz o süperdi, amcayı arıyor gözlerimiz, yok adam kayboldu, sonra biri geldi (bomba yaaaaa :p) ben can'a bakıyorum demesini bekliyorum "hesap masap kasap?" diye , sonra bir baktık adam sahile iniyor merdivenlerden ve can'dan gelen tepki süpperdi, "can, o öyle biri değilmiş! :p" ahahahha can, allah seni kahretmesin e mi! balinalar yesin seni, ahaha! :))) neyse, amcayı bulduk, ben parayı vericem sözde, 2.5 tuttu (oha, yavaş tut!) para çıkmadı, adam gene ödedi, ben bir mahçup (yersen) :p ama iyi oldu iyi :)) (öğrenci aday adayıyım can, senden geçti artık, bayrağını bana ver, en hakan şükür'ünden! :p) derken saat 22.57 oldu. artık geç oldu, "gaç gaç" yaptık başladık muhabbete, bir güzel, bir derin... ve şunu anladım ki hakkaten gece muhabbetleri çok bir derin oluyormuş canco :))) bir de bir de hakkaten kız-erkek olaylarına olan bakış açısı (arap-afrika olayını kısmen sayıyorum :p) ve arkadaş ve güven olayı düşüncesi bu kadar benle uyuşan çok çok az insan vardır, bu canco da ondan birisidir, valla güzeldi. bir de 11'de boş sokaklarda yürümek gibisi de yokmuş, onu da farkettim de çenelerimizin susmayışı bakımından dile getiremedik :))) ah can ah :)) teee minibas (gel bir ara minibas yapak, ahah :pp) caddesinin oralara kadar yürüdük, ordan adam sahile gitti bir de tekrar, ben de köprü altı camcam olaylarına karışmadan (harbi ışıklandırmışlar orayı aferin kadıköy yönetimi) bir hışımla geldi geçtim... sonra ben bindim minibüse bir tuhaf oldum, "noluyor lan bana olüüm" dedim. emre abi "ve gülümse şimdi" dedi, onu da yaptık "evelallah" eve bir geldim, zenon doğulu beyaz show'da şarkı söylüyor, (yolda bir de nerde bu insanlar, beyaz'a mı çıktı hepsi dedik bak şimdi geldi aklıma) ben kanepeye bir yattım, yatış o yatış, ayaklarım su toplamış can! 6 saat yürümüşüz şaka maka hatta daha çok kaka can! allah cezanı vermesin e mi can! :))) 76'dan 74'e inmiş, erimiş bitmiş yanmış ve sönmüşüm ben can! :))) oyh. çok pis güzeldi lan can dan :) süpersin, "sensin o!" :)))) duygu sömürün işe yaradı ya, ben bunu bilir bunu söylerim... ellerine sağlık, hadi durma kutla bu zafer senin! ((:

tiplere bağğğk! :)))))

Labels: , , , ,

11 comments


geçmişimin kara lekeleri
April 2006
May 2006
June 2006
July 2006
August 2006
September 2006
October 2006
November 2006
December 2006
January 2007
February 2007
March 2007
April 2007
May 2007
June 2007
August 2007
September 2007
October 2007
November 2007
December 2007
January 2008
February 2008
March 2008
April 2008
May 2008
June 2008
July 2008
August 2008
September 2008
October 2008
November 2008
December 2008
January 2009
February 2009
March 2009
April 2009
May 2009
June 2009
July 2009
September 2009
October 2009
November 2009
December 2009
January 2010
February 2010
March 2010
April 2010
May 2010
June 2010
July 2010
August 2010
September 2010
October 2010
November 2010
December 2010
January 2011
February 2011
March 2011
April 2011
May 2011
June 2011
November 2011
December 2011
January 2012
March 2012