birkaç kötü site. nihaha. ayrıca da kendi biloğumu kendim yaparım. hahayt!
fak feysbuk
tambılır
blogg.se
vkontakte.ru
stumble
okuma sitesi
formspring
imdb
ekşi sözlük
twitter
ask.fm
good reads
deviantart
triancula single listesi
profil
last.fm
eksprensip
limonyak
boş zamanlarımda kendimi sevmiyor değilim.




Thursday, December 27

Bir insan nasıl hem bu kadar güzel, akıllı, aklı başında, sık sık gaf yapsa bile sempatik ötesi, sevimli, hoş, mükemmel bir kadın olabilir?! Mükemmelsin Burcu. Hayranım bebeğim sana, beni bi İtalyan zibidisi için bırakmış olsan da.

Labels:

18 comments


Sunday, December 23
Evet efendim. 2008'e ramak kalmışken ben de canlarım, ciğerlerim blog kardeşlerime anket jestimden sonra bir jest daha yapayım dedim ve kalktım blogların sınırlarını silip, birleştirip hepsini gözümün önüne serip, şöyle Noel Baba tadında güzel dileklerde buluniyim dedim.
Ashkar, hep mutlu olsun, ağlayan palyaço hep gülümsesin 2008'de...
Bitter Melish, hep deli kalsın, yine yorganların altında saklansın, yine kafiyeli cümleler kursun...
Black Lebron, hep bana laf soksun, sonra ben onu kızdırıyım, hep didişelim, sonra dertleşelim gene onla ((:
Cansulogy, hep melankolik takılsın benim gibi ama kendine kızmasın, beni de kızdırmasın, yemek yesin, zayıf kalmasın, abur cubura son versin (:
Deli Mine, hep güldürsün, hep bıcır bıcır kalsın, herkesin canı sıkkın olsa da blogun en güzin ablası olarak kalsın, bizi dinlesin, bize dinlettirsin ve mutlu kalmamızı sağlasın hep...
Eroy, umutsuz ev bloggerı yerine, uluslararası takılıp tekrar eski 90-60-90 günlerine geri dönsün, aşk acısına son versin, acıyı tetikleten, meze arattıran güzel ama acıklı yazılarını 2009'a saklasın :p
Kayhanoviç, yine bomba gibi her telden çalsın, yine tüm yeni çıkan filmlerin analizini yapıp bizi meraktan çatlatsın. ultrAslan olarak bu sezon cimbom'u şampiyonluğa taşıyacak Postlar yazsın :))
Kelime Bitkisi, en geç ilkbaharda aramıza geri dönsün temelli. böyle kesik kesik olmadı ki böyle...
Ludmilla, bir sürü yeni yeni kitaplar tanıtsın, bize onları sevdirsin, bloguna hiç dokunmasın :)
Ömürcek, yazılarını yazsın, şarkılarını paylaşsın, ama ara sıra bize çaya da gelsin 2008'de be :p
Oturgaçlı Okurgaç, bana bi amerika bileti satın alsın, koca amerika'da drew'i bulmayı kolaylaştırmak için 4 sene okuduğu dilin edebiyatını döksün ortaya, ayrıca daha çok yazsın, blogunu genişletsin :))
Ozias, hep okuduğu bloglara saldırıp, daha faal bir 2008 geçirsin, acıyı çeken anlar ama acı da paylaşınca yenilir yutulur, bunu unutmasın, lost da başlicak zaten, hiçbiyere kaybolmasın, otursun oturduğu yerde, dıt :p
Sera, yine en gizli köşede kalmış filmleri cımbızla çıkarsın, her zamanki objektifiyle yaptığı enfes film eleştirilerine devam etsin, bu yaz çektiği ege resimlerine, kış resimleri olarak 2008'in ilk aylarında da bir fotoğraf resitali bizlere sunsun. :))
Soldansay, bir görünüp tekrar kaçtığı 2007'nin son aylarında beni daha fazla kızdırmasın, geri dönsün, dönüşü muhteşem olsun, 2008'e damgasını vursun. yoksa ben vururum bak ona göre hocam :)) ayrıca yarım kalan unutulmayanlar arşivini ilerletsin...
Tahtabosa, tam da enfesleşmişken bloguna ara vermesiyle beni deli eden bu sonbaharı unutturacak bir 2008 yaşattırsın, yeni başladığı günlük yazılarına devam etsin, vega'dan denizi öpsün, gelsin haberlerini getirsin...
Tosbaa, artık tek satırlık cevaplar yerine 2 satırlık cevaplar versin, bir de söylesin arkadaşlarına daha fazla ankete oy göndertmesin :p napiyim heycanı kayboluyor böyle de :)
Zencefil Ruhu, bu yaz 2 bölümlük yayınlanan mini dizi Abstria'nın 2008'De de devam etmesi için gelen yoğun isteklere göz yummasın, beni deli etmesin, geri gelsin, gittikleri yerlerin fotoğraflarını çeksin, deviantart'a sarıcağına gelsin tekrar blogunun kadını olsun :ppp [hakkaten rezildi bu cidden kendimden, noel babalığımdan tiksindim anında :p]
ve son 2.
Purplehaze, ara sıra haberler versin, bu kez güzel haberler yollasın. özlettirmesin daha fazla kendini... [çok özledim be hocam yaaa....]
YağmurlanGelenYağmurlanGiden, annesine söylesin, beni delirtmesin, yine dengesiz bir ruh olarak, geri gelsin, kontörlerime acıyorum o değil de, hazır burdan bedavayken :p İstanbul-Aydın mesaj hattını daha fazla meşgul ettirtmesin, geri dönsün, last fm'ine de ilgi göstersin, öbür sene artık çok geç olabilir hem. Ayrıca, İskandinavya trenlerinin fiyatlarını, Atlas Dergisi Halkla İlişkiler Mevzularını falan ilerletmek adına, 2008'e yeni bir bilgisayar alıp geri dönsün.
Nice bloglar gördüm, ben varken çok gülüp çok eğleniyorlardı, ama herkes minimalist olucam diye zırvaladı, saçmaladı, bıraktı. Ama biz öyle olmayalım be arkadaşlar ya, hep yazalım, hep çizelim. Artık bu bloglar arasındaki dayanışma hiç kaybolmasın, ne de olsa hepimiz kardeşiz. :p ya da daha arabesksiz bir söylem olacaksa;
birimiz hepimiz, hepimiz birimiz. :)

Labels:

18 comments


Saturday, December 22
ben böyle düzenin, ayıp olur düşüncesinin, klasikleşmiş tabuların, hassas konulara hassas yaklaşma zorunluluğunun, önce "evet" sonra "hayır" diyenlerin, bu dünyanın bir parçası olmanın, her daim aynı insan olarak kabul edilmenin, birey olarak kalabilmenin imkansızlığının, özgür olamamanın ta içine ediyim.

Labels:

7 comments


Thursday, December 20
fazıl say ne demiş. "türkiye'de islamcılar seçimi kazandı. terk etmek istiyorum türkiye'yi." şimdi ben burda oturup da adam doğru mu demiş, yanlış mı demiş falan filan yazıcak değilim. ama bu açıklamanın basbaya duygusallık kokan, mantığın çevrimdışı olduğu bir anda söylendiğini düşünmek istiyorum, yoksa eminim "tüm köşe yazarları her gün yeni bir konu bulmak için debelenmesinler, ben birşeyler söyleyeyim onlar da bol bol tartışadursunlar" diye böyle bir açıklamanın geldiğini düşünmüyorum. hele "adımı bile bilmeyen insanlar ben bunları dedim diye beni tanısın, kim olduğumu bilsinler" diye söylendiğini hiç düşünmüyorum bile. (bunu düşünenler de olabilir sonuçta) ama seçimlerden sonra tabii ki "her iki kişiden biri" oldukça sevinirken, "diğerinci kişi"de de koca bir hayalkırıklığı vardı. ve eminim biçok insan kalıp bu "zaferi" kutlamak, biçok insan da "seviyorum ama olmuyor necati, ayrılmalıyız artık" modunda kaçıp gitmek istedi. ama benim bahsetmek istediğim başka bir olay var.

"biz lisedeyken" matematik hocalarının konuşamadığı, çekirdek çıtlayıp skor toto oynadığı bir dönem vardı. lise 1'mize tekabüldü bu dönem. her biri özünde iyi insanlar olsa da aslında, öğretmen olarak yeteneksizdi her biri. topu topu 4 hoca vardı ve bunların 3'ü "acilen toparlanmalıydı" bir yaz geçti üstünden. önce o "keskin, sözünü esirgemeyen, seda sayan dobralığında" öğretmenimiz kartal'a tayini çıktı ve aramızdan ayrıldı. tabii onu sempatik bulanlar için bu büyük bir kayıptı, diğer "bulmak istemeyenler" içinse bir zaferdi bu. daha sonra diğer gereksiz hocalarımız da sırasıyla konuşamayandan başlarsak eğer, Isparta'ya, skor toto oynayan da Ataşehir'e göç ettiler. öbürünü hatırlamıyorum bile.


yeni transferler oldukça fazlaydı ve herkes bu değişimi merak ediyordu. müdürlüğe gelen sayısız dilekçeler sonuç vermiş ve "kadro" yenilenmişti. tam tamına 6 hoca geldi. 6'sı da birbirinden iyi (bize gelen hariç hakikaten öyleydiler) 6'sı da birbirinden disiplinli (bizimki hariç gene öyleydiler) kısaca çok iyiydiler. "böyle "topluca" bir değişimin arkasındaki "ortak payda" nedir triancula, haydi söyle söyle" diyenler sıkı durun açıklıyorum. bu güzel insanlar bir "kadrolaşma" ürünüydüler ve her biri dini ve imanıyla ön plana çıkmış eğitim kurumlarından gelmekteydiler. başarılı bir anadolu lisesi, üstelik merkezi süper konumlu bir lisede bir yere gitmek için başvuruda bulundular ve bir anda nasıl olduysa hepsi birden bizim okula geldiler. üstelik gene "seda sayan dobralığında" bir öğretmenimiz hakkının yendiği gerekçesiyle bu durumu protesto etti, dilekçeler yolladı ve ben o hocayı çok yakından tanıyordum ama tabii ki sonuçsuz kaldı. torpil gerekiyordu ve başaramadı.


şimdi ben böyle nebiliyim ayrımcılık, şuculuk, buculuk yapıyorum sananlar olabilir ama bunlar başımdan geçti ve konu da açılmışken paylaşmak istedim. özetle şunu dicem ve basıp gidicem.

"kadrolaşmaların" sık sık büyüyüp, "çeşitli durumlarla" , kavurucu sıcaklar gibi yurdumuzun geneline yayıldığı bir ülkede, hangimiz din ve devlet işlerinin birbirlerinden ayrılması olan "laiklik" ilkesinin yitirileceği hissini taşımadığımızı iddia edebiliriz ki? eğer hepimiz Atatürk çocuğuysak (ki öyleyiz), onun ilkelerine sahip çıkmamız neden bazı insanlar tarafından bana çok komik gelse de, "faşistlik"le bile suçlanıyor? [böyle bir blog vardı ama blogun adresini kaybettim keşke bulsam da yeni yazılarına bakıp gülsem.]

Labels:

12 comments


Tuesday, December 18
bu sezon yerli dizilerin yabancı dizilerden farkı yok. ne. şaka şaka. tamam bi lost'umuz yok, heroes'umuz yok (dikkat edin prison break demiyorum) ama yine de gayet eli yüzü düzgün dizilerimiz de var (ve dikkat ediyorum hala da saçmala-ya-madılar.)

bıçak sırtı. bir dizide erkan can, melisa sözen, fikret kuşkan, mehmet günsür, vildan atasever ve hatta [tuhaf gelse de] nejat işler varsa, izliceksin kardeşim. mükemmel bir kadro ve kadroya yakışan hoş görüntüler ve güzel bir konu. doğallık bu dizinin bence en önemli artısı. herkes öylesine doğal ki. mesela melisa sözen'in annesi rolündeki ipek bilgin. ya da murat rolündeki küçük sevimli çocuk. hadi onu da geç almancı sevgili selin bile döktürüyor bozuk türkçesiyle. ve sanırım 13.bölüm sona erdi ama buraya kadar bile oldukça kademe kademe ve hoş bir senaryoyla geldiler. herşey olması gerektiği gibi. yer yer özellikle son 4-5 bölümdür inanılaz bir gerilim de eklediler. kısaca şu anda gösterilen en adam gibi dizi ünvanını bu diziye vermek istiyorum. sürprizi nejat işler'in dağları delen oyunculuğu. hakikaten benim gibi kendisinden nefret eden birinin bile takdirini kazandı, helal olsun. artısı doğallık ve müzik seçimleri. özellikle "aşk" melodisi enfes. eksiği ise kesinlikle piyano öğretmeni. bir insan bu kadar mı duygu kabızı olur? pes.




sevgili dünürüm. işte karşınızda haluk bilginer & sumru yavrucuk şov. bir dizi bu kadar mı sıcak ve sevimli olabilir? yine süper iki oyuncu ve yardımcı rollerde de hakkını veren oyuncular ve enfes sürprizler. hikayede iki zıt karakterin çocuklarının evliliğiyle değişen hayatları ve dünür olma durumları var. ama bunun gibi klişe bi konuyu oldukça zevkli bir hale getiriyor gerek haluk bilginer gerekse sumru yavrucuk. haluk bilginer hafif efsane tatlı hayat'taki ihsan yıldırım performansını andıran yeni karakteri ahmet muhtar'la, sumru yavrucuk ise bunca zamandır uğraşıp didinip en sonunda yabancı damat'la turnayı gözlerinden vuruşlarının tesadüf olmadığını yüzümüze vuruyor türkçe öğretmeni yıldız ile. dizinin artılarında rahatlıkla yan roller (başta haluk bilginer'in yardımcısı, sumru yavrucuk'un yeğeni cem ve evin küçük kızı mine) klişe olmayan oldukça izlenesi diyaloglar (özellikle haluk-sumru dışında mine ve cem'in diyalogları çok ciddi enfes oluyor) ve sıcak atmosferi. eksik olarak söyleyebileceğim henüz tek şey avrupa yakası gibi ara sıra kadrajın içine "yabancı nesneler"in dahil olması. ama olsun bu kadar kusur. sürpriz ise kesinlikle dizinin total grubu düşük reytingleri. star'ın ab'de en çok reyting getiren ve kendine has bir kitlesi oluşan dizi total'de sürünüyor. umarım kazaya kurban vermeyiz. çok pis yazık olur.



avrupa yakası. türk usulü sit-com'un en başarılı örneği avrupa yakası ne yazık ki son 2 senedir eski günlerinden uzaktaydı (bu sanırım burhan altınop karakterinin diziye enjekte edilmesiyle başlamıştı aslında ya neyse) eski konudan eser kalmamaya, işler daha çok ev ve apartmanda geçmeye başlamıştı. ofiste hep aynı şeyler dönüyordu haliyle biçok insan sıkılıyodu. gaffur faciasını anlatmıyorum bile. 5.sezon ise karşımızda şahika koçarslanlı'yı ve haliyle binnur kaya'yı bulduk ve ben kendi şahsım üzerine bayıldım özellikle ilk bölümlerde. ama sonra biraz daha şahika 2.derecede önemli bir karakter haline geldi ki bence bu da iyi bi durumdu. eğer burhan gibi bıçak sırtı karakterin etrafında dönmeye başlayan dizi, şahika'ya da yüz verseydi dizi dizilikten çıkardı. şimdilik burhan ve burhan hakkında her şey halinde inatla dizi ve kurtulması imkansız gibi gözüküyor. artısı şahika koçarslanlı, eksisi ata demirer ve evrim akın'ın gidişleri, sürprizi ise gaffur'un diziden atılışı. "şaşırdım"



sessiz gemiler. her ne kadar hiçe yakınlık derecesinde izlemesem de dizinin sıcak ve türk usülü dram olduğunu rahat olduğunu söyleyebilirim. kalkıp da buraya kadar yazmamın sebebi daha başka haliyle. savaş dinçel gibi başarılı bir oyuncu ve çocukları konusu. ilk bölümde fecii bir six feet under özentiliği dikkatimi çekmişti ve her yere yazmıştım burası hariç. ikisinde de ilk bölümde ailenin büyüklerinden biri ölüyor, ikisinde de dağılan kardeşlerin birleşme hikayesi vardı. sonra tabii türk sosuna bulandıktan sonra benim de ilgi alanımdan uzaklaştı. ama bu dizi sık sık savaş dinçel'in hastalanışları yüzünden fecii etkilenmişe benziyor. son haberlere göre yine hastalanmış ve dizi onsuz devam etmekte sanırım. diyeceğim şudur ki, bir dizi bir karaktere bağımlı olmamalı. yan oyuncular tepedeki isme ve birbirlerine bağımlı kalmamalı. bu dizinin ilk eksisi. artısı sıcak ve hoş bir konuyu ele almaları. her ne kadar bu onlara olan sempatimi beni kendilerine bağlayacak kadar öteye taşıyamasalar da. sürprizi ise sanırım aysun kayacı. dudaklarıyla uğraşmaktan vazgeçerse olucak olucak. ntv'de de her hafta kendisinin yeni gaflarına şahit olsak da yine de olucak aysun. kızcağızın azmi yeter. şu anda hapishaneye de düşmüş olabilirdi.


parmaklıklar ardında. son olarak türk dizilerinin en zor dizilerinden birine iki çift laf edip susmaya çalışçam. serra yılmaz gibi, devin özgün çınar gibi, yelda reynaud gibi önemli oyuncuların yanına özlem düvencioğlu'nu da yanlarına ekleyip yola çıkan dizi türk usulü prison break olma yolunda. benzerliklerden en başta yelda reynaud'nun nedense deliliğinin çok tanıdık gelmiş olması. tam anlamıyla benzerlikler yok ama ortak noktaları az çok izleyen herkes tarafından şak diye anlatılabilir. ama en azından türklere özgü bir hale getirilip araya kaval, ney, zurna, düdük her neyse o enstrümanı sıkıştırması ve türk usulü acılı hikayeleri serpiştirmesinin onlara pek yetebileceğini sanmıyorum. ilk bölümünü tesadüfen izledim ve sırf o bölümde bile en az 5 prison break'lik konuyu harcadıklarını söyleyebilirim. (konulardan biri yemekler kötü diye olay çıkartmaları, yemek kısmı hariç tanıdık geldi mi?) artısı önemli kadın oyuncularının olması, eksisi şu ana kadar herşeyi, sürprizi ise şarkıcı müfide inselel'in de dizide rol alması ve baya da doğal olması.

siz siz olun, kem küm etmeyi kesin de bıçak sırtı ve sevgili dünürüm'ü kaçırmayın. tv izlemem derseniz ben size netten yollarım zaten ben de öyle izliyorum. sağol varol emule. (:

Labels:

18 comments


Monday, December 17
1- uzun zamandır şöyle ortaya karıştırıp ne bulursam içine attığım bi yazı yazmamışım. canım çekti. evvela nerden başlasak. "bu sene iyi GEÇTİ söylemem lazım." genelde benim ya ilk 6 ay rezil geçerdi sonra düzelirdi (bakınız 2005) ya da tam tersi (2006) gibi. hadi bakalım son gün biri bana yılbaşı sürprizi yapmazsa iyidir iyidir zamanı bırakalım aksın. ama bana bulaşmasın.
2- "dünyanın söylediği şarkıya kafiye olmak istemem"
3- insan 50sine 60ına hadi o kadar bile değil 40ına gelince bile gurursuzlaşabiliyormuş. hakikaten çüş diyorum. ben aslında gözüktüğü kadar "kuul" olamayan insanlardan biri olmak istemiyorum. bişeyin içindeki şeyi çıkarırcasına kendi tükürdüğünü yalamak da neyin nesi? yanlış olmadığını iddia eden sen değil miydin?
4- İçinde gerilim olan şarkıları seviyorum. heyecanlandırmalı, girişi gelişmesi sonucu olmalı. biyerde patlamalı, biyerde susmalı ezilmeli büzülmeli. tuonela olabilir mesela, mazide kalmış günlerimin hatrına. müzik gerçekten de tüketilmek için yaratılmış. ben ayılıp bayılmamış mıydım tuonela'ya, sonra trigger'a falan. heheyt. çocuğu tabuta koyduk. sonra noldu triancula? powertürk. önce müzik. ama sadece ben de yapmadım bunu yapma. üzgün maskesi takmış koca 5 paralı 2 yüzlü insanlar yaptık. biz yaptık.
5- kahvelerin en acısını, filmlerin en kızılını, kalplerin en yağsızını ve insanların en hiçbiryerdesini seviyorum. fotoğraf çekip göstermemeyi, resim çizip buruşturmayı, yazı yazıp çöpe atmayı deniyorum. popüler olmanın önlenemez egoizmini benimseyip kendi yolunu ona göre uyduran insanlara hele tapıyorum!!. ölüyorum onlar için. çünkü onlar en yakınlarımda ve kurtulmaya çalışsam da hiçbir zaman kendimi kendimden kurtarabiliceme inanmıyorum. seviyorum onları. gerçekten bişeyler katıyorlar aslında sevdiğim için garip hissetsem de, sevmediğim için pişmanlık duysam da.
6- içinde diyalog olmayan durgun filmlerin en estetiğini, içinde diyalog dışında birşey barındırmayan filmlerin en estetiksizini çok bi seviyorum. arası allaha uzak bana da uzak olsun. hatta dur allah da bana uzak olsun.
7- devamlı anlam arayan ve bulamayınca kafasını direk aşkla meşkle arkadaşlarla bozan o tipleri de çok bi itici buluyorum. yani nedir illa herşeyi sıralıyorsun ki, neden bu kontrol manyaklığı, ileride bakkal hasan ele geçirince seni, ne bu devrik lider gibi tekrar otorite kurma çabası falan.
8- derinlere indikten sonra yukarı çıkıp "derinler süper hadi siz de gelin" diye eşe dosta haber yollayanlar da çok sevimsiz. zaten derine indiğini düşünüyosan yukarı kolay çıkamazsın ki, en fazla üş beş adım bırakmışsındır kendini. sığ denizlerde boğulmaktan kurtarmışsındır kendini de kabul etmezsin. ah sen.
9- gördüğünün resmini çeken değil de, resmini beyaza gizleyenler çok güzel oluyorlar ve farkında da değiller. canlarım benim.
10- boğulmayı, tıkanmayı, bigün bişeye fena takıp öbür gün hiç düşünmemeyi, beklemeyi, susmayı, sonra bir anda aslında hissettiğim deli şeyleri ve içimdeki tüm sevgi selini aniden boşaltmayı, yersiz olduğunun farkında olup yere bakıp mırıldanırcasına gülmeyi, sonra yine ses çıkartıp sevinmeyi ve sokaktan geçenlere hediyemi göstermeyi seviyorum. melodik olarak mutsuzluğunu ifade edenler kardeşimdir benim.
11- 23719 yıl önce benim hissettiğim şeyleri bana şimdi hissettiğini söyleyen dertli arkadaşlarıma bisürü bisürü şey anlatmak yerine "evet o öyledir , salla hep" demeyi ve içten içe kıs kıs gülmeyi daha bi çok seviyorum. ne gerek var 32 saat anlatmaya. onun durumunda bana biri mi gelip anlatmıştı nasıl bir çözüme kavuşulacağını. daha doğrusu, sonucuna bir çözüm iliştirmenin ne kadar yanlış, ne kadar insana özgü olduğunu. otursun kendisi debelesin de kendi bişeyler yapsın.


yitirdiğim arkadaşlarım sağolsun. çok seviyorum onları.

Labels:

15 comments


Saturday, December 15

Sonunda klip de gösterime girdi. Neden mi bahsediyorum? Tabii ki de Nilüfer'den. sözleriyle müziğiyle son 2-3 haftadır beni soğuk ikliminin etkisi üzerinde bırakan 2007 yılının son hiti olan şarkıdan bahsediyorum. Zeynep Casalini bunu hep yapıyor. 2005 aralıkta da 2006 aralıkta da yapmıştı. bu kez çok daha anlamlı herşey. sözler murathan mungan'ın, daha önce de müslüm gürses söylemişti bu şarkıyı. ama daha da önemli bişey daha var. Evvela Bozcaada var klibinde. yazın adeta yeniden doğduğum daha doğrusu binlerce kez aynı anda hem ölüp hem doğduğum ayılıp bayıldığım, benim için özel olarak yaratılmış o ada var. Ve Klip o kadar güzel olmuş ki, zeynep ve çetesi benim en sevdiğim "gizli" yerleri keşfedip klip çekmişler... kırık dökük ev dışında her yerini biliyorum klibin. ama özellikle bozcaada'nın yazın bile en fazla 10 kişinin geldiği en güzel sahiline de gitmiş. kalabalık olmayan enfes bi sahil. güneşin batışı. karşılaştırmalı olarak görün istedim. "herkes bilsin istedim" :pp
Gördüğünüz üzere, kollarımı da açmış, ada sahillerinde bekliyorum. :)) battaniye'ye de kişisel notumu iletiyim burdan: kazdığım o isimler ve çekip yolladığım o resimler tam olarak Zeynep'in üstteki resminin denizle kumsalın birleştiği ilk noktadan iki üç milim aşağısında. yazın bakıcam. hala duruyor mu diye. tabii hala yaşarsam :pp
Klip için buyrun buradan.

Labels: , ,

6 comments


Friday, December 14

dün nefes almayı kesti bardaktaki sevimli soygun. ses gelmedi önce. mutluluğuna yem verdim. gülümsemesi için odasında yalnız bıraktım "dünlüğümü". sevinç'lerim yine doluştu kollarıma, yine sakallarını sevdiğim, bıyıklı hallerini ateşlere attığım adam bana oyunlar oynadı. kandırdı beni. güldürdü beni. kalktı, kalkanlarımı yedirdi ekmeğime bandırarak. döndüm tekrar. gülümsemişti. farklı da değildi hiçbirşey. hiçbiryerdeki hiçlik kadar baştaydı hayat ve yere düşer gibi ani ve kırılgandı yaşanılanlar. bomboştu sevilen sessizlik aslında. içim boştu. içi de bomboştu aslında. isimlerimi üçüncülerden, sesimi beşincilerden duymak mutlu ederdi beni, geçen sene. en fazla.


artık hiçkimse değilim. hiç ve kimse. yok. sanki bu hayat çok farklı. sanki bu alışmaklar çok ünlü. ünsüzlük peşindeydi ya küçük dev. özledim. kaybettim. unuttum. vazgeçtim.

yok. yok. yok.

ve durdu hayat...ve sildi gözlerindeki sancıyı küçük soygun...

hep boş. bomboş.

Labels: ,

7 comments


Wednesday, December 12
sera kardeş sobelemiş, biz de vazifemizi yerine getirelim...
Ben küçükken çok uslu bi çocuktum, kağıtları kesmeyi, duvarları karalamayı ve bisikletten düşüp kanayan bacağımı bana kızmasınlar diye odama çıkıp saklamayı tercih eden manyaktan da öte bişeydim. hani bi yaptığım bi yaptığımı tutmazdı. hala da öyle ya. neyse.
İlk kopyamı inan hatırlamıyorum blogger'cılar, lakin en son kopyamı aklımdan çıkaramıyorum. süperdi, o kadar özlüyorum ki sabah erkenden sıraya kopyaları döşeyip sınav esnasında kopyanın bkunu çıkarırcasına kadar sıradan yararlanıp, iletişim ağını sağlamayı... hey gidi geçen sene...
Aslında ben, dışardan mesafesi bol, duvarları en koyu renkten, yakından baya deli, heycanlı, çokça sakar ama iyi çocuğumdur be. valla severim ben beni.
En saçma huyum, iyi gecelerden sonra tatlı rüyalar cümlesini eksik etmememdir heralde. artık son zamanlarda bana da rezil gelse de inatla geçmişi geleceğe taşımakla meşgulüm.
Cep telefonum'la olan tüm işlerimi kuzenim sayesinde yapıyorum. nefret ediyorum cep telefonuna çok fazla değer veren insanlardan. tamam çok yakın bir zamana kadar ben de ilgi gösterip, deli gibi resim çekiyodum ama noldu? kameram yoktu, artık kameram var. insanın parası olup başka bir aşamaya gelince nasıl da küçümsüyomuş geçmişini. öğrendim, ya da hoş bir kelimeyle, "öğretildim"
Aşk dediğin geçici bişeydir. Bir de bana ortalık lafı gibi, affedersiniz o.pu gibi geliyo. herkes sakız etmiş ağzına, balonlar uçuyor etrafta sakızdan. ama hakikaten balon hepsi. [çok akıllı olduğunu sanan ve etrafa küçümseyen gözlerle bakan küstah, kibirli ama çocuksu smiley]
En sevdiğim blog, sık sık kapısını tıklatıp ziyaret ettiğim, berabercenek adaçayı içip sohbet ettiğim, post üstüne post yazıp, hiçbir cümlesini ıskalamadığım blogdur. listemdeki tüm blogları severim, sayarım. öyle olmasa işleri ne, ama battaniye'min blogunu tek geçerim. [link yok, hepsi benim, hepsi benim :p]
Teşekkür, bana bu şansı veren SERA'ya teşekkürlerimi iletiyorum.
Sobe : ashkar , dandu , tosbaa , oturgaçlıokurgaç

Labels:

11 comments


Saturday, December 8

Labels:

2 comments


Friday, December 7

'94'ün yaz sıcaklığına gittim. Vahşi batı kokan sarı ve sıcak sokaklarda çocuklarla yarış yaptım. Siyah kot pantolonu almak için dükkana girdim.
'99'un titrek mutluluğuna içimi döktüm. İçsel denizlerin kıyısındaki kumları içtim. Kaza yaşadım. Pazardan can aldım. Kurtuldum.
İkibinlere dönemedim. Kumaşım ıslandı. Suratım ekşidi.
- yapabildim. yapabildim. yapabildim.
**
la. la. la. bu kadar. bekleme benden fazlasını. adam. kadın. çocuk. ikideki birin yalnızlığını yazıcam. keman çalmak isteyip tempo tutucam. susiyicam. ve bu kez ayağa kalkıp kırmızıyla dans da edebilicem. çünkü saçlarım yağlı olucak. çünkü bileğimde 4 aydan beri geçmeyen şiş kendiliğinden geçmiş olucak, doktorun rapor yazmasına gerek kalmadan. sargılarım düşücek. saygılarım artıcak. sonra yeniden seni görücem. yeniden yenilenicem.
**
kendime tapma durumlarım geçmek üzere. çok az kaldı. sonra yine özlicem seni. deli gibi içime sokmak isticem. kafanı ısırmak isticem. konuşmak, gülmek isticem. sürprizler yapıcam. çocuk gibi olucaz yine. az kaldı bebek. özledim seni çok feci. ben de. ben de...

Labels: , ,

2 comments


Wednesday, December 5
eveet. üstümdeki ölü toprağını ham yaptım. yola devam. bunun için evvela bi yurosıport'a da teşekkürlerimi iletiyorum. 1-8 aralık tarihleri arasında bu sene Almanya'da düzenlenen Avrupa Curling Şampiyonası geleneksel olarak düzenleniyor ve ilk defa bu yıl önyargılarımı tamamen yıkarak beni kendimden geçirmeyi başarıyor bu turnuva. Özellikle bayanlarda bugünkü Almanya-Rusya maçı (ki ne yazık ki rusya'yı desteklememe rağmen almanlar kazandı) ve erkeklerde şu anda devam eden gene Almanya- Fransa maçları inanılmaz zevkli geçiyor / geçti. Tam "tamam bitti bu iş uleyn" dendiğinde adamlar gene yapıyorlar yapıcaklarını ve cuk diye merkeze taşı atıyorlar. Turnuvada Avusturya ve Finlandiya gibi zayıf takımlar, Yunanistan ve Bulgaristan gibi sıcak takımlar, İsveç-Norveç-İsviçre gibi süper havalı takımlar, "yok artık senin ne işin var, go home !" dedirten Kazakistan, Andorra gibi takımlar var. Yani var da var. Bi biz eksiğiz. Andorra abi. nesiniz siz, şaka mı? üstelik galibiyeti bile var adamların. Keşke Türkiye'de de bu güzelim akıl ve mantığın önde gideni spor gelişse de, oynama fırsatım olsa. körling abi. açın eurosport'u izleyin. süper bişey.

Labels:

4 comments


Monday, December 3
kenar süsü olduM hayatıMda
yani olmasam da olurdu.

Labels:

9 comments


geçmişimin kara lekeleri
April 2006
May 2006
June 2006
July 2006
August 2006
September 2006
October 2006
November 2006
December 2006
January 2007
February 2007
March 2007
April 2007
May 2007
June 2007
August 2007
September 2007
October 2007
November 2007
December 2007
January 2008
February 2008
March 2008
April 2008
May 2008
June 2008
July 2008
August 2008
September 2008
October 2008
November 2008
December 2008
January 2009
February 2009
March 2009
April 2009
May 2009
June 2009
July 2009
September 2009
October 2009
November 2009
December 2009
January 2010
February 2010
March 2010
April 2010
May 2010
June 2010
July 2010
August 2010
September 2010
October 2010
November 2010
December 2010
January 2011
February 2011
March 2011
April 2011
May 2011
June 2011
November 2011
December 2011
January 2012
March 2012