birkaç kötü site. nihaha. ayrıca da kendi biloğumu kendim yaparım. hahayt!
fak feysbuk
tambılır
blogg.se
vkontakte.ru
stumble
okuma sitesi
formspring
imdb
ekşi sözlük
twitter
ask.fm
good reads
deviantart
triancula single listesi
profil
last.fm
eksprensip
limonyak
boş zamanlarımda kendimi sevmiyor değilim.




Monday, October 29

sokak soğudu artık, mektupların ağzı bozuldu, sevgisizliğe buz parçalarının arkasından gülüp "sevgilim" diyorsun. kabuğu buzdan sevgilin o senin.



ipi çek. beni çek.



karnın acıktı; sıcaklık içinde devinen mutluluk, gözlerindeki yeşillikle gökyüzünü yalamaya başladı. o da mutludur şimdi belki. kıyamadın noktalamaya, iki tane virgül yeter deyip gülebildin aynadaki malum kişiye...



çok acıdım
çok acıktım


"sevgilim"

Labels: ,

6 comments


Saturday, October 27
evet bu adamların başka işleri güçleri yok.

evet bu adamlar kafayı bizimle bozmuş.



tıkla ve gör

Labels: ,

4 comments


Monday, October 22

hiç dokunmadım, ellemedim, bulaşmadım ve bulaştırmadım. içimden akan selin etrafını çevreledim. göl haline geldi. şimdi onu kurutabilirim artık...


"ne diyebilirim ki. bana geçen sene her gün ve akşam bindiğim treni hatırlattın. o günler sanki kurduğun her bozuk paralı cümlede burnumdan içeri doldu. taştım şimdi. metal kokusu, küçük çocuklar, dilenciler, çantamla oyun oynayan aptal kediler, muhabbet etmeye çalışan geçkin kadın ve yanakları pörsümüş yaşlı adamlar... ve aşk. hiç bitmicek sanılan, anlamaya çalışırken anlamını yitiren, bir çocuğun aptalca kurduğu kelimelere su döküp kendini büyülemeye çalıştığı aşk. "öyle uzağım ki kendi kendimden". mirkelam abim gibi. kendimi keşfederken insanları görmeme safhasında kişisel yalnızlık tarihim. sevildiğimi hissetmek hiç bu kadar rahatsızlık vermemişti bana. bardaktan boşandım. öyle mutluyum ki."



blog kardeşlerden eroy'a teşekkürler...

Labels: ,

2 comments


Sunday, October 21
olmadı, bu sene ne planlarım vardı oysa. ne hediye etçektim sana ben. olmadı işte.


umarım herşey gönlünce olur, istediğin herşeye kavuşursun battaniye...




DOĞUM GÜNÜN KUTLU OLSUN

"oyunun en güzel yerinde, zil çalınca üzülürdük ya,
öyleyim..."

Labels:

8 comments


Friday, October 19
istediğiniz kadar ölüp, gülüp, yarılabilirsiniz.

yılbaşındaki burcu benek faciası anam coştu lan bunlar'dan sonra günümüz muhabir/spikerlerinden en ümit vaat edenlerinden biri. bu hatuna dikkat derim =))))



Labels: ,

4 comments


Wednesday, October 17



aman aman diyim ben size diyor ve başlıyorum.
albüm mükemmel ötesi öncelikle bunu söyleyim. yani kişisel olarak ok computer albümünü feci beğensem de, bu albüm onun tahtını sollayabilir bile. şarkılara şans vermek ve bolca dinlemek gerek. ama bu demek değil ki albüm de "cathy" diye tabir edebiliceğimiz şarkılar yok. hayır var, alaası var efenim hem de. zaten boş şarkı yok, hepsi çok fazla kaliteli ve zevkli şarkılar. mesela bir `jigsaw falling into place` var ki, muhtemelen albümün çıkış şarkısı olmalı bu şarkı, mükemmel diyemicem, hakaret olur. ya o derece enfes bişey. ama tabii şarkılar 10 sene öncesi gibi değil. mesela tek tek incelediğimizde,




15 step: bu şarkı fazlasıyla thom yorke'un solo albümünden kopup gelmiş albümün ilk şarkısı olarak ödüllendirilmiş gibi. jigsaw'a ilk single dedim ama bence bu da iyi bir çıkış şarkısı olabilir.
bodysnatchers: oldukça gaz ve hoş bir şarkı, biraz dinlemek gerekiyor, kulağa hoş geliyor ama ezberlemek biraz zaman alıcak gibi bunu.
nude: mutluluk kokan, şeffaf, sade, bulutlar üstünden dünyaya seslenen thom abim var bu şarkıda. buram buram kalite. güzel.
arpeggi: bu şarkı biçok insanın favorisi olmuş durumda daha şimdiden 2 dakkada yaptığım araştırmalara göre. bunu biraz daha dinlemek gerek, bana çok da alışıldık gelmedi, hani zor şarkılardan.
all i need: ve işte diğer şarkılar da güzel ama bu da ayrı. muhteşem bir trip-hop şarkısı. çok ama çok hoş...
faust arp: kısacık olmasına rağmen, hoş, kemanlı, one to three'li ,akustik gitarlı. bol bol çarpı 3 sözlü kısa ama tadımlık bişey.
reckoner: melodisi ritmi çok güzel bi şarkı, ama önceki versiyonuyla alakası yok, baştan söyleyelim, uyaralım...
house of cards: belki de albümde ortasına gelmeden es geçtiğim tek şarkı, kötü değil ama biraz sıktı beni, zaman vermedim ki aceleden, şarkının suçu yok, suç bende.
jigsaw falling into place: albümün en güzel şarkısı, favorim, son zamanlarda dinlediğim en nefis şarkı ünvanını aldı, muhteşem bir davul, bas, akustik gitar şarkısı. melodi süper, sözler çok hoş, thom'un sesi harika. ne diyeyim ki. bir şarkıda akustik gitar varsa illa ki güzel oluyo, ama bu şarkı uçmuş resmen, hızlı söylenilir ve kolay ezberlenir olması bu şarkıyı basit yapmıyor tam tersi kalitesine kalite katıyor. çok övdüm, çok dikkat edin buna.
videotape: bir exit music, bir street spirit elbette değil, ama hoş bir "hoşçakalın şimdilik" şarkısı. çok sevdiklerimden.




albüm beklediğimden çok daha hoş çıktı, kem küm demeyin, zaman tanıyın thom'gillere...

Labels: ,

6 comments


Monday, October 15
12 yaşından küçükler içinmiş. "siz beni yargılıyo musunuz ya", pislikler.
"lokmalarımı mı sayıyosunuz siz benim, aaahh!"

"kalitemi bozdurdunuz gene".
...

"oh my god, oh my god, oh my god"
=)

Labels: , ,

7 comments


Thursday, October 11
yok ermeni lobisi iyi çalışmış, biz ne yapsak boş da, 21'e karşılık 27 oy almışlar da, rte çok tepkiliymiş, uyarısını yapmış da, "bak bush sonu fena olur bu işin" demiş de.
herşeyi bırakın.
fransa nerdeyse tam 1 sene önce yasayı meclisten geçirdi, ne kadar tepkiliydi herkes, aman carrefour'a gitmeyelim citröen marka araba kullanmayalım, fransız mallarına boykot!
hani nerde, acaba ben mi göremiyorum?
bir de işin komiği fransa ile yapılan dış ticaret çok daha artmış bir durumda. tam son bir yıldır, yasa kabul edildiğinden beri... yani resmen kocaman bir ironi var ortada. acaba insanlar gerçekten kör mü, gerçekten "halkın sesi", "bıçkın delikanlı", "anadolu'nun bağrından kopup gelen" rte önderliğindeki hükümetin gerçekten dış politikada son derece zayıf olduğunu hakikaten kimse göremiyor mu ya.
bu dış ticaret bahsini de kim demiş. ermenistan başbakanı robert koçaryan demiş. "türkler böyle der, tepki gösterirler falan filan, ama iki gün üç gün sonra unuturlar" demiş.
işin komik yanı, adam haklı. öyle bi haklı ki. sözlüklerde, orda burda "fuck amerika, fuck armenia" yazarız, duvarlara "fransız mallarına boykot" yazarız, en geç 1 yıl sonra hepsini unuturuz, üstelik eskisinden de daha çok "bağımlı" oluruz.
aa, pardon, biz seçmiştik kelepçelerimizi değil mi bu yaz?
Özür Dilerim.

Labels: ,

10 comments


Wednesday, October 10
yüzüme bakıcaksın.
elimde çatal kalmıştı.
tükürdüm yaratıldığını sanan zavallıların çengellerini.

beş tane kesik söyledi adımı.
tütsülerini yakmıştın,
beni bekliyordun mumların yağmurunda.

güldüm ve hep gülücem.
geçip gideni hiç geçmemiş sayamazsın.


unutmadım. unutmicam.


kafamı bozdurdun,
kanımı akıttım,
suratını saydım
ve çocuk kaldım yaşanmamış yıllarda.

Labels: , ,

4 comments


Monday, October 8
öyle pis cümlelerim var ki, öyle ayıp, öyle müstehcen, öyle terbiyesiz, öyle pis, öyle şaşırtıcı; öyle kudurtucu, öyle yorucu, öyle rahatsız edici, öyle haksızca, öyle suçlu ama güçlü, öyle şöyle böyle , öyle hesapsız, öyle kitapsız, öyle olmadığım gibi, öyle "işte bu" der gibi; öyle ............ gibi!
susmak yok. kestim yara bantlarını house'un ve benim ağzımdan. başlıyoruz küfüre!
hiçbişey yok bundan sonra!
YOK!
.......................cam/cem!
o derece pisim bundan sonra !

Labels: , ,

4 comments


Wednesday, October 3
bu akşam sanki seni hiç kaybetmemiş gibi hissetmek istedim. sanki 3 sene önce kendi ellerimle öldürdüğüm o iki insan biz değilmiş gibi, saçmasapan bir sahneden ibaretmiş gibi. sanki biz hep 3 sene boyunca rol yapıyomuşuz gibi olalım istedim.
sevgilim ve dostum
arkadaşım, aşkım
herşeyimdin sen
tam 3 sene geçti üstünden. aklımdan çıkmadı ki hiçbişey. tesadüfen gülmüştük, eğlenmiştik, ve en önemlisi "farkında olmadan" paylaşmıştık biçok şeyi. değerini anlayabilmem için seni kaybetmiş zorunda olmuşum gibi sanki. belki aramızda hiçbir zaman bu denli kötü bi olay geçmiş olmasaydı, benim için bu kadar özel olmicaktı hiçbişey. o zamanlar çok fazla tükettiğimiz bu şarkının iki parçası olucağımızı bilseydik, yine de sevebilir miydik birbirimizi? herkesten fazla. bilmiyorum. belki de birbirimize inanılmaz hassas olduğumuz, en çok değer verdiğimiz bir dönemde yaşamış olmak zorundaydık, tat kalması için, iz bırakması için sanki. tam 3 sene o kadar çok kızdım ve içerledim ki kendime. o çocuksu günlere bir tek bu olayı düzeltebilmek için giderdim. hatalarımın en büyüğü bu kadar büyük olmak zorunda mıydı ki? ilk başta ve sana karşı üstelik.
çok zaman geçti, gitti ikimizden
özür dilerim seni üzdüysem
sadece dinle, hiçbişey düşünmeden
"hiçbirşeyi değiştiremicekler olsalar bile"
bütün bunlar hiç gitmedi ki içimden
bilmiyorum. o kadar çok uğraştım ki bişeyler yapabilmeye. ama sanırım daha şimdi kabullenebildim. olmuyor. hiçbi şekilde de olamaz. sen farklıydın, ben farklıydım. 4 sene önce tanıştığımız halimizden o kadar uzağız ki artık.
ve sustum.
ve nokta koydum.
bu yazıyı da muhtemelen sana bizzat bu sitenin linkini vermediğim için okiyamicaksın ama bilmiyorum. gerçekten "biçok şeyi unuttuğun gerçeği" kadar çok özledim seni...
düşündüm
durdum
sordum
anlamadım
beraber yaptığımız şeyleri andım
seni son kez özledim
ve
bu yazıyı yazdım...
*

Labels:

20 comments


Monday, October 1


hey dude, you're ma man, right

(:

Labels: ,

4 comments


geçmişimin kara lekeleri
April 2006
May 2006
June 2006
July 2006
August 2006
September 2006
October 2006
November 2006
December 2006
January 2007
February 2007
March 2007
April 2007
May 2007
June 2007
August 2007
September 2007
October 2007
November 2007
December 2007
January 2008
February 2008
March 2008
April 2008
May 2008
June 2008
July 2008
August 2008
September 2008
October 2008
November 2008
December 2008
January 2009
February 2009
March 2009
April 2009
May 2009
June 2009
July 2009
September 2009
October 2009
November 2009
December 2009
January 2010
February 2010
March 2010
April 2010
May 2010
June 2010
July 2010
August 2010
September 2010
October 2010
November 2010
December 2010
January 2011
February 2011
March 2011
April 2011
May 2011
June 2011
November 2011
December 2011
January 2012
March 2012