birkaç kötü site. nihaha. ayrıca da kendi biloğumu kendim yaparım. hahayt!
fak feysbuk
tambılır
blogg.se
vkontakte.ru
stumble
okuma sitesi
formspring
imdb
ekşi sözlük
twitter
ask.fm
good reads
deviantart
triancula single listesi
profil
last.fm
eksprensip
limonyak
boş zamanlarımda kendimi sevmiyor değilim.




Saturday, May 26
. . . Ve tren kaçtı

Labels:

8 comments


Tuesday, May 22
Galiba bayılıyorum insanlara can sıkıcı şeyleri anlatmaya, mutsuz ve kesik , paramparça sözcükleri, işaretleri paylaşmaya, kendimi herkesden ayrı tutup bunu her fırsatta tuhaf ve panik davranışlarıma yansıtmaya. kendimi seviyorum, bi sorunum da yok, mutsuz değilim, hayatı da yaşıyorum. eee? sorun? ya şurda doğsaydın? ya şurda bilmem naapsaydın? hayır ben bunları düşünmek istemiyor; bana ihtimalleri hatırlattığını ve sağlıklı düşünmemi sağladıklarını düşünen insanlardan da hiç haz etmiyorum. yalnızlığıma düşkünüm evet. kalabalıkta hani ses çıkarmaayıp "he,hö,evet,haha çok eğleniyoruz biz, abi,ya,süper,a.k" cümlesi bol insanları da tanıdık bebeğim,noldu bi hayırlarını gördük mü; hayatımızda bi yer işgal ediyo mu canım? ha?
en sevdiğim insanlardan biri daha hiçbişeyin farkında değilken benim ona sölediğim bi cümle güldürdü ikimizi de (:
o güldü çünkü saçmaladığımı düşündü ki saçmaydı, şöle diyim, 3 yaşındaki bi çocuğun vasiyetini teslim etmesi gibi bişeydi- hayır korkmayın henüz ölmüyorum (: komik bişeydi her neyse.
bana hoş bi haber verdi gülmem gerekiyodu ki aslında bi yanım inanılmaz derecede mutlu olmuştu , onun için bi ilkti ve bi şekilde beni de etkiliyodu , herşey iyidi, güzeldi ama mutlu gibiyken ben nedense içimde korkunç bi kıskançlık vardı ve saklamayı başardım, en sevdiğim insanı deli gibi kıskandım ve güldüm hiçbişey olmamış gibi. ben buyum işte. utanmıyorum çünkü galiba yenildim bebeğim duyuyor musun beni oralardan? evet üstüne basa basa söylüyorum, haklı olan sendin, ideallerimin tutsağı ben, seni kendi mutluluğuma tercih etmiştim ama kazandın.
yağmurları yağdırmicanı biliyorum desem de yağdırıcaksın bunu biliyorum. şimdi galiba kırmızı tünelden çıkıp o baloya gitme zamanı. uçmalıyım şu anda.
kırmızı gökyüzü
kırmızı kadınlar
kırmızı adamlar
kırmızı yalanlar
kırmızı sokaklar
kırmızı tutsaklar
evet işte durmadan yalıyorum ışıkları asil özümle. içkiyi gezdiriyorum dudaklarındaki tercihle. ve mutluyum yalanlarımla ilk defa. aşık değilim sana bebeğim, görüyorum çok geç olsa da.
mutlu musun mutsuzluğunla bebeğim?
mutlu musun kararsız ruhumdaki delilikle?
meğer biz de kirliymişiz bebeğim, hep siz gibilerdenmişiz. hep.
Mirkelam- Aşk Ve Acı. . .

Labels:

4 comments


Monday, May 21



Doğasına karşı gelen karıncayı seviyorum galiba artık.
Ölüme göğsünü gerip, yine de tutkuyla melankoliyle sevişen o çocuk gibi
Ya da izleriyle parçalanan, gizleriyle bunaltan o kız gibi.
Bıraktım galiba dünya hallerini çantamdaki grilikte.
Kötülere bi'şey olmaz.
Ben kötüyüm.
"Erdem kimin adı?"
Sokaklara çık, "paltonu al" kızıl sonsuzluğa bak.
Tükürdün mü yaladığın yalanları?
Sus.
Ben kaybettim, seviştim onun yalancı sahipsizliğiyle,

---
Beni izlerin kanattı,
Dizleri ısıttı dinginliğimi.
---

Kibirli ben, kim'li sen
Yolumuz açık olsun .

Labels:

7 comments


Sunday, May 20



DoĞuM GüNüN KuTLu oLSuN
P u R P L e H a Z e
:)

Labels:

2 comments


Friday, May 18
Mirkelam ya. Canım benim ya. Konuşan Kafalar'da , hani şu Makina'nın 4lüsünün Cine 5'teki programında yaklaşık 10 dakikadır Mirkelam'ın "Ünlü olduğu için rahat bir şekilde herhangi x eczaneden/ marketten prezervatif satın alamama sorununu aşmak için Gürgen'in ve Rüya'nın oynadığı oynadığı oyunda kıpkırmızı kesilmiş, muhabbetinden bile utanmış;çekinmiş ve uzun uğraşlar sonucunda rol gereği eczacı bey rolünü üstlenmiş Gürgen Öz'e "Bir Prezervatif Alabilir Miyim?" sorusunu sorarak yüzümde minik bi tebessüm bıraktırmıştır. Hakikaten çok süper biri bu Mirkelam ya. (:


Bu arada bu aralar biraz fazla soru sormadı mı ? fotoğraf, prezervatif, noluyo olum (:


Bi fotoğraf çekinebilir miyiz, dudakların dudaklarımda; kollarımda sen, kollarımda. sen.

Labels:

3 comments



Son zamanlarda izlerken resmen kendimden geçtiğim nadir filmlerden. Müthiş bi film. Ufuk Bayraktar ve şaşırtıcı bir şekilde Vildan Atasever döktürüyorlar. 1997'deki "Masumiyet"in öncesi niteliğindeki Zeki Demirkubuz şaheseri, kesinlikle çok daha oturaklı ve daha başarılı. Haluk Bilginer ve Derya Alabora'nın süper performansları varsa Masumiyet'in, Kader'in de hem görüntüleri, hem ışık olarak kamera olarak teknik yönden de üstünlüğü, hem de muhteşem bir final sahnesi var. Filmin bıraktığı hüzün ve tortu için de Beynelmilel şiddetle tavsiye edilir (:

Labels:

2 comments


Thursday, May 10

Bu galiba 2. Lost yazım ama yok böle bi dizi ya. İzledikçe resmen tapıyorum.
Gecemi gündüzüme katarak izlediğim 2.sezonun 1.sezona bin bastığını düşünüyorum.
=spoiler'ın allahı, okumayın
Ya yalnız hakikaten Michael'a kıl oluyodum Walt'"cığını" da alıp defolup gittiler, iyi de oldu. Adamım "Hurley"ya da "Hugo"'nun Libby'sini de öldürdü boku bokuna, iyice dellendim, ha tabi bi de herkesin nefret ettiğini düşündüğüm hatta bildiğim Ana Lucia Cortez var. İnanılmaz üzüldüm kızcağızın şakkadanak ölmesine. hiç beklemiyodum çünkü baya bi ivme katmıştı 2.sezonun başından beri. Tam da ısınmaya başlamıştım, başlarda bana da inanılmaz uyuz geliyodu ama kadın böle gözlerini kısıp boynunu kırıp böle erkek fatma gibi konuşmuyo mu ya yok böle bişey, çirkin ama karizmatik hatun, ki sanırım daha önce oynaıdğı tüm filmlerde de hep bu tarz sert kişilikleri oynamış. Ayrıca şöle bişey daha var, bu kadar erken ölmesinin ardında 18 ay hız cezası yemesi varmış eğer bu doğruysa hakikaten haketmişsin ölmeyi salak Michelle Rodriguez bozuntusu. Ulan sen kalk Lost gibi güzelim diziye 2.sezondan itibaren katıl sonra gel salak salak triplere gir, kendini bişey san ve ceza ye. O zman iyi olmş aslında ama ne bilim ya; Sawyer'a kazık attığı için bile sadece sevebilirim o karakteri ya. Sawyer'ın deyimiyle "Ana Lulu" ve Jack için de "El Jacko" (: Yalnız şöle bişey daha var. Sawyer da da artık Kate'çiği sayesinde bi değişiklik var , adam tamam hakikten uyuz ve kıl gene ama artık "biz" duygusu eskisine göre daha çok gibi. Bu da heralde Jin ve Michael'la olan maceralarından sonra iyice arttı. Bu arada John Locke'ı unuttum; hakikaten adam ilk başlardan beri favorimdi ama giderek saçmalamaya başladı ve daha duygusal hareket etmeye başladı, nebiliyim esir alınan henry'nin Jack hakkındaki dolduruşuna gelip tabakları çanakları yakıp yıkması falan. Oysa ilk sezonda böyle miydi bu karakter? Mantık hep ön plandaydı John'da ama o da cıvıttı biraz. Charlie ne yapsa yapsın uyuzuma gitmeye devam edicek, gerçi gelişmeler var onda, tüm Meryem Ana heykelciklerini denize attı ama, ayrıca son sahnede Claire'le el ele tutuştu gene ama gene de Charlie bi salaklık yapıp gene ortalığı karıştırıcak (: Kate zaten manyak. Gerçi artık Ana Lucia öldü gitti gene en tehlikeli kız ünvanı ona geçti ama...
Ha bu arada bi haber.
Lost 3 sezon boyunca 16'şar bölümden devam edicek...

Labels:

10 comments


Saturday, May 5



Bir kez daha çok teşekkürler Purplehaze (:

Labels:

8 comments


geçmişimin kara lekeleri
April 2006
May 2006
June 2006
July 2006
August 2006
September 2006
October 2006
November 2006
December 2006
January 2007
February 2007
March 2007
April 2007
May 2007
June 2007
August 2007
September 2007
October 2007
November 2007
December 2007
January 2008
February 2008
March 2008
April 2008
May 2008
June 2008
July 2008
August 2008
September 2008
October 2008
November 2008
December 2008
January 2009
February 2009
March 2009
April 2009
May 2009
June 2009
July 2009
September 2009
October 2009
November 2009
December 2009
January 2010
February 2010
March 2010
April 2010
May 2010
June 2010
July 2010
August 2010
September 2010
October 2010
November 2010
December 2010
January 2011
February 2011
March 2011
April 2011
May 2011
June 2011
November 2011
December 2011
January 2012
March 2012