birkaç kötü site. nihaha. ayrıca da kendi biloğumu kendim yaparım. hahayt!
fak feysbuk
tambılır
blogg.se
vkontakte.ru
stumble
okuma sitesi
formspring
imdb
ekşi sözlük
twitter
ask.fm
good reads
deviantart
triancula single listesi
profil
last.fm
eksprensip
limonyak
boş zamanlarımda kendimi sevmiyor değilim.




Wednesday, February 28




Ya şu yeryüzünde Jennifer Connelly ile Nelly Furtado'yu birbirine benzeten bi ben mi varım ya? İki insan bu kadar mı birbirini andırır? Sanki "Waking The Dead"i izlerken Nelly; "Say It Right"ın klibini izlerken de Jennifer'ım karşımda ya.

Not: İkisi de son dönem favorilerimden tabi, hani gözümde kanka statüsünde belki de ondandır, ama hakkatten süperler ya. of of (:

Labels:

7 comments


Monday, February 26
Blogum kafayı yedi.
Babel avcunu yaladı.
The Departed ödüle boğuldu.
Oscar bu sene çok keyifliydi.
Will Smith'in çocuğu ile Miss Sunshine'daki kız çok şebeklerdi.
Happy Feet'in Animasyon ödülünü almasına çok sevindim, nitekim ben de nesli tükenmeye aday o hayvancıklardan biriyim-ahaha!
Elene Degrees lezbiyenmiş, yeni öğrendim.
Little Children müthiş bi filmmiş; Kate Winslet aşmış bitirmiş olayı.
Odam çok pis.
Oturup Mat.2 çalıştım evde.
Nescafe X-Press Vanilya süper bişeymiş.
Karnım acıktı.
Duşa girmem gerek.
Yıllığım 2164 kelimeye fırlamışken bi anda, 1873e kadar indirdim; herkesin yazısı 3 cümle oldu nerdeyse. (+150'yi bi kaç kişiye ayırtıldı da yazarlarsa işallah, merakla bekliyorum 2 insanı)

Labels:

4 comments


Dershaneden eve gidiyodum; okulun ordaki ışıklardan karşıya geçiyodum ama artık süre tamamlanmak üzereydi; kırmızının tekrar yanması an meselesiydi. Koştura koştura geçerken yolun ortasında kırmızı ışık yandı ama mecburen koşmak zorundaydım. O sırada şans bu ya, Şefkat isimli güzide arkadaşımla çarpıştık o bana "Cannnn" ben ona "Şeffkatt" diye bağırdım ve devam ettik koştura koştura. Hakkaten komediydi; ben cidden arabada bizi izleyen seyircilerin yerinde olmak isterdim (:
2.olay da şu, ben daha bu şoku üzerimden atlatamamışken (not: Şefkatle yaklaşık 2 senedir doğru düzgün bi konuşmuşluğumuz yoktu) minibüse attım kendimi. önümdeki "sıradan" yurdum insanına "bi maltepe uzatır mısınız" dedim. Çocuk bana baktı. Sonra bu da kim ki şimdi niye gözlerini bana dikti ki derken bi baktım kimi görüyim? Marmara'dan Yiğit! oha dedim şansa bak; ilkokuldan arkadaşım,g erçi çok fazla samimi değildim ama olsun; zaten aynı dershanedeydik ve bizim Gürcan'ın da ordan burdan arkadaşıydı ki bana sölemişti onu gördüm, seni tanıyomuş Can eski okuldan demişti; ben de hadi ya öle mi çıkaramadım açıkçası demiştim; neyse 2 dakka sohbet ettik öle minibüste falan ama ben onun hiç bu kadar konuşkan olduğunu hatırlamamıştım, soğuk bi tipi var diye kalmıştı aklımda ama komikti. Çocuk minibüsten inerken bile "Zeynep vardı bi tane hani onu da görmüştüm ben dershanede bi kaç zaman önce" "Aa doğru ben de hatırladım onu" Zeynep de Battaniye'nin ex-kankasıdır, ahaha (: ama komedi cidden. Yiğit'le belki de hayatımda en uzun sohbeti edebildim 4 yıl sonra. vay vay...

Labels:

5 comments


Wednesday, February 21

Artık özgürüm
Öyle yalnızım ki...

Umay Umay / Cem Adrian

'06


Labels:

8 comments


Monday, February 19

Labels:

7 comments


Friday, February 16

Massive Attack... Sene 2005. Best of albümünün tek yeni şarkısı,
"Live With Me" Klip, bir Cuma akşamı (Cumartesi de olabilir tabi, neden olmasın) yorgun argın eve gitmeye hazırlanan bir kadının bir vodka,bir bira ve türevlerine karşı olan tutkusunun hat safhaya ulaştığı o noktada, hemen en yakın yerden isteklerini gerçekleştirmesi ve dudaklarını düşlerini canlandırmak için gereken ufak bir kıvılcımı yakmaya hazırlar gibi kullanışı ve karşı koyulamaz içip dağıtma, unutma, rahatlama, uçma, kudurma aşkını anlatıyor. En bayıldığım sahne tuvallette bi yandan boşaltım sistemini harekete geçirmesi, diğer yandan da vodka şişesini kafaya dikmesi. Bir kadın bu kadar mı çekici olur gözlerini kapatıp yudum yudum içerken. En bayıldığım diğer sahneler kesinlikle merdivenden düşme "sayıklaması" ve bankın üzerine şuursuzca uzanıp gökyüzüne anlamsız olduğu kadar "bağımlı" bakışı... Nette gezindim, bu kliple ilgili sadece doğru düzgün kaliteli 2 resim bulabildim. Anlamayanlar; "ben görmedim ya, ben de istiyorum, benim de canım çeksin; ihtiyacım var!"diyenler için yol belli. Köşeyi dön, sola sap; Youtube karşında...
Üşengeçler için; http://youtube.com/watch?v=kT5_nLK54QU

Labels:

7 comments


Tuesday, February 13
1- Malumunuz, 5 gün önce yazdığım post beklediğim ilgiyi görmedi ve ben de kısa dönem bi küslük yaşadım blog kardeşlerimle. ama dayanamadım geldim. aşkolsun ya ey okuyucu. hiç mi yorumda bulunmazsınız. burdan bi tek kayhanovic 'i sobeliyor ve teşekkür ediyorum. hele okuyup da comment yazmayanlar var ya,(ben biliyorum bikaçını ismi lazım değil) işte onlar görcek günlerini...hıh...
2- Bu sabah en berbat sabahtı. O kadar berbattı ki kimsenin midesi bulanmasın diye bahsetmek istemiyorum ama içimdeki şeytan da "bahset bahset görsünler günlerini, saw3-amelyat sahnesi görmüş gibi olsunlar" diyo ama şu kadarını sölemek de sakınca bulmuyorum. Kustum. Sabah 5ti. Karanlıktı dünyam. Benzim berbattı. Biliyo musunuz ben 7 yaşından beri kusmamıştım. Bütün gün aval aval uyudum
3- Sera sobelemiş beni aman aman.
4- Purplehaze, Günaydın! (:
5- Abstract, nerede yaw?
6- Canocan Lebron da kayıp sanki
7- Otnemem olmamalıydı o süper filmin web sitesinin adı. Hiç mi dikkat etmezler filmdeki kurguya ya. (hangi film bu ya diyenler için, Memento)







--------Titrek tereddütün hapsetmiş katil parmak izini. Üzülmedim ki. Gitmek için gelmişti bana geçmiş. Henüz şimdi herşey bitti. . .

Labels:

15 comments


Friday, February 9







Her ne kadar şu ana dek sadece Babel ve The Departed'ı izlemiş olsam da, yine de ben oyumu vermek istedim. The Departed 2.yarıda çok fazla iyi olması ve sürprizlerle dolu olmasıyla (ki o dev kadrodaki senaryonun boş olmicağı belliydi) keisnlikle Oscar'ın en güçlü adayı bana kalırsa. Ama ilk yarıda ve filmin sonlarında bazı boşluklar olduğunu düşünüyorum. Sanki bazı yerler çok fazla iyi; diğerlerinde gereksiz sahneler var gibi... Kişisel favorim kesinlikle Babel. Brad Pitt'i sonunda oynaması gereken bi filmde gördüğüm için çok mutlu oldum ve film Amores Perros ve 21 Grams'ın daha bi geniş kitlelere hitap eden 3.ve son halkası olmasının yanında, çok iyi oyunculukların olduğu hoş konulu ve kurgulu, dokunaklı ama ağlatmaktan çok acıtmayı tercih eden bi film. Bana kalırsa 2006 tarihli filmlerin en iyisi hatta. (merak edenler için; Lucky Number Slevin da listemde 2. (: )
Peki ya sizce?
= Babel
= The Departed
= Letters From Iwo Jima
= Little Miss Sunshine
= The Queen

Not : Imdb Rating Oylaması Sonuçları,
Babel : 7.8
The Departed : 8.4
Letters From Iwo Jima : 8.4
Little Miss Sunshine : 8.1
The Queen : 7.7
Son bişey daha, sizce Clint Eastwood, 2004'te Million Dollar Baby ile geçtiği The Aviator'ın yönetmeni Martin Scorsese'yi (The Departed) bu kez de geçebilicek mi bu kez Letters From Iwo Jima'yla?

Labels:

6 comments


Tuesday, February 6


evet, ben de aşk filmlerinin anca öle entel erkekler ve hayalperest kızlar tarafından izlendiği için izlemeyi tercih etmeyen çoğul grubun içindeyim. lakin fakat ama, bu film cidden bi çok tabumu yıkmama yardım etmekle kalmıyor, Viyana ve Paris sokaklarından beni İstanbul'un göbeğine döndürememeyi başarıyor, sıcak bir kahve veya sıcak çikolata içip düşlere dalmak ve ısınmak isteği yaratıyor. Çok ama çok başarılı filmler. Hayat-aşk-şans'a dair müthiş bir 100+77 dakka...
Not: Filmi bana şiddetle öneren zevkine hayran kaldığım müthiş insan, poh poh perisi arkadaşım Purplehaze'e teşekkürlerimi sunar, umarım bu post ve teşekkürler onun da bi blogu olduğunu hatırlamasına yardımcı olur... ;)

Labels:

3 comments


Monday, February 5



"geriye dönüş yoktur.çünkü zaman herşeyi mahveder.bazı şeyler onarılamaz.insan bir hayvandır ve intikam isteği doğal bir güdüdür. çoğu suç cezalandırılmaz. sevilen birini kaybetmek,insanı yıldırım çarpmış gibi sarsar. çünkü aşk yaşamın pınarıdır."
demiş yönetmen Gaspar Noe. İyi ki de filmi izledikten sonra bunları okumuşum. Eğer şu anda bu filmi izlemeyip de "ne diyo bu leon bakalım gene" şeklinde düşünüp şu satırları okuyosanız yazık size. Yok böle bi film. 90 dakka sürüyo belki ama bi çok ülkede o meşhuur 9 dakkalık Monica Bellucci ve tecavüz sahnesi çoktan kesilmiştir. Zaten bu filmin TV'de gösterilmesi şahsım tarafından "eheh" şeklinde karşılanır ki cidden komedi olur. Hayır filmin her yerinde sansür olması gerek. Ayrıyetten, ilk 15 dakka gerek mekan, gerek kurgu, gerek iğrençlik(izleyenler bilir),gerek kameranın kıvırması ve bi dik duramama sorunsalı insanı kemiriyor hatta öldürüyor bile diyeb,ilirim. zaten o bardaki cinayet apayrı bişey. Şu an her nerde uyuyo bilmiyorum hatta uyuyp uyumadığından da emin olamadğım arkadaşım Okan'ın 2 senedir hep hayalini kurduğu öldürme taktiğini uyguluyodu sevgili Vincent Cassel... nam-ı dğer Şanslı Piç Vincent. ben şahsen kendim ve leon arasında bu nicki kullanıyorum, çünkü şöle bişey var. tamam fransız olabilirsin, aksanın güzel olabilir, maymun gibi çirkin olup feci karizmatik de olabilirsin, zayıf ama kaslı biri de olabilirsin. ama kardeşim hop bi dakka ya! Monica Bellucci isimli süper ötesi bi hatunu götürmene kim izin veriyo ya! Harbiden adalet istiyorum ben bu dünyada. Justice for us! bi de üstüne üstük ben bunları 1.5 senedir falan ayrı gayrı sanıyodum amma velakin 1 yıl önce çocukları bile doğmuş... Artık çok geç galiba... Filmde öle aşk meşk sahneleri var ki bu ikilinin... Aman aman...
Sonuç olarak... Bu film öyle yazılıp çizildiği gibi vahşet dolu, kanlı bi film değil demicem- ta kendisi! ama leon bana bi film adı söle içinde şunlar olsun diyosanız; buyrun hemen bu filmi alın derim ben.
1) Kurgu harikası
2) Eğlence hat safhada, parti delisi
3) Güzel kadın-karizmatik erkek aşkı ve ötesi
4) Gay bar ve cinayet
5) Kadın-Koca-Eski koca arasındaki özgür ilişki ve medeniyetin hat safhalığı
6) rüya ve çimen ve beyazlık ve parıl parıl parıldayıp sönen ışık, final ya da başlangıç (:
7) İşkence, tecavüz, kırmızı ışık; köprü.
8) Öfke, nefret, paris sokakları
9) taş duvarlar (kiremit tarzında olur ya hani bilirsiniz, işte onlardan)
10) Uyuşturucu ve bir tutam travesti
11) Yerinde 2-3 sahne dışında duramayan kamera ve mide bulantısı; baş dönmesi...
Seçim sizin...

Labels:

6 comments


geçmişimin kara lekeleri
April 2006
May 2006
June 2006
July 2006
August 2006
September 2006
October 2006
November 2006
December 2006
January 2007
February 2007
March 2007
April 2007
May 2007
June 2007
August 2007
September 2007
October 2007
November 2007
December 2007
January 2008
February 2008
March 2008
April 2008
May 2008
June 2008
July 2008
August 2008
September 2008
October 2008
November 2008
December 2008
January 2009
February 2009
March 2009
April 2009
May 2009
June 2009
July 2009
September 2009
October 2009
November 2009
December 2009
January 2010
February 2010
March 2010
April 2010
May 2010
June 2010
July 2010
August 2010
September 2010
October 2010
November 2010
December 2010
January 2011
February 2011
March 2011
April 2011
May 2011
June 2011
November 2011
December 2011
January 2012
March 2012