birkaç kötü site. nihaha. ayrıca da kendi biloğumu kendim yaparım. hahayt!
fak feysbuk
tambılır
blogg.se
vkontakte.ru
stumble
okuma sitesi
formspring
imdb
ekşi sözlük
twitter
ask.fm
good reads
deviantart
triancula single listesi
profil
last.fm
eksprensip
limonyak
boş zamanlarımda kendimi sevmiyor değilim.




Sunday, March 11



TAMBILIRIM ELLERİNİZDEN ÖPER:



http://triancula.tumblr.com/

Labels:

0 comments


Thursday, March 8




Basıp çekerken dalgayı geçecekmiş gibi yüzsüz olması insana cesaret vermiyor değil. Sanıyorsun ki, "hah, bu sefer bi' şeye değecek". Aslında değiyor. Teğet geçercesine yakın, hücreni devirircesine derin. Tabii bir sivrisinek aklına sahip olmadığımız için tepkisizliğimizi taşırıyoruz vücutlarımızdan: Ama aslında değiyor. Ve sen, değmediğini cümle içinde kuracak kadar da embesilsin. Çünkü sen bir gerizekalısın. Çünkü senin allah belanı versin. Çünkü sana gelen Ne Var Lan, Butlu?'ya gitsin. Çünkü yæææææææææææær.




Basıp çekerken ağzını sikecekmiş gibi tehditkar davranması seni tekrara sürüklüyor. Sanıyorsun ki, "hah, bu sefer ebemi de sikecek." Aslında sikiyor. İlk defa sikiyormuşcasına keskin, zarını 6'dan 10'a tamamlıyormuşcasına kendinden emin. Tabii biz, bakirlikten uzaktalığı teşhir etmenin akıl karı sayılmadığı edepli bir dünyanın edepli bireyleriyiz: Ama aslında sikiliyoruz. Ve sen, sikilmediğini iddia edecek kadar da pisliksin. Çünkü sen bir gerizekalısın. Çünkü senin allah belanı versin. Çünkü sana giren Ne Var Lan, Butlu?'ya girsin. Çünkü yæææææææææææær.

Labels:

0 comments


Monday, January 16




"Tarif 1: Bal (bildiğimiz bal, kestane balı olursa daha iyi olur), zencefil (toz halde), tarçın (bu da toz halde), karabiber (bu da toz halde) karıştır. Elini korkak alıştırma. 3 baharattan da eşit miktarda kat, ye. Boğazların yumuşar.




Tarif 2: Elma (bütün elma, iyice yıka kabuklarını soymadan çekirdeklerini ayıklamadan olduğu gibi dilimle), limon (suyu değil kabuklu filan kendisi, 2 dilim), ıhlamur, kızılcık (ne olduğunu biliyorsun di mi?), kuşburnu, karanfil (çiçek olan değil, işkembecilerde olur ya ondan), vişne (bizim evde her zaman donmuş vişne olur; umarım sizin evde de her zaman donmuş vişne vardır.), zencefil (toz olmasa da olur), tarçın (toz olmasa da olur x2). Suya koy kaynat. Boğazına iyi gelir, solunum yollarını rahatlatır. Umarım bir şey unutmamışımdır.



Öptüm annem."



Elif S. Beder

Labels:

0 comments


Thursday, December 29


"Kalbim hızla, hızla atıyor; ellerim seni, seni arıyor."

Harun Kolçak



O, bana dedi ki: "HAYIR, CAN!" Ve tıpkı bir öküz gibi devam etti: "YOK SANA!" Bunu bana dedi. Bana dedi. Bana. Sikandal. Fiyasko. Rezaled.


E benim beynim de az değil, hani. Birtakım şimşekler çaktı. "Tamam" dedim, "o zaman" dedim, "peki" dedim, "yazıyorum" dedim, "bunu" dedim, "bir kenara" dedim.


Sonra ben üzerinize afiyet hamile kaldım. Allahın izniyle üçüz bekliyorum, sevgili piçler. İlk ikisinin taslağı hazır, üçüncüsünün de az bir şakası kaldı. Yani, stüdyoya girmem an meselesi.


Harun Kolçak, taşşaklı ve hisli bir abimizdir. Ziynet Sali'nin çok sevimli bir bel fıtığı vardır. Ozan Doğulu da -bak allah için- çok hoş kahkahalar patlatır. Konumuzun Zehra Bebek'in yanda da tanık olacağımız üzere, annesine yaptığı eşşşşşşşşşşek şakasıyla uzaktan ve/veya yakından en ufak bir alakası yoktur; hatta allah aşkına ne alakası vardır ki? Ahahahahahayt!

Labels: , ,

1 comments


Tuesday, November 8



"Zenciiiiiiiiiiiiiiiiiiiiiiiiiiiiiiiiiiiiiiiiiiiiiiiiiiiiiiiii"

Ben, Amsterdam, Ağustos 2011



Tuhaf şeyler oluyor. Eskiden bu tip şeylere derin anlamlar yüklerdim. Artık yüklemiyorum. Kasti bir şey değil ama bu: Ben artık hiçbir şey yapmıyorum. Olayımız budur. "Bizde böyle bundan sonra" kafası diyebilir miyiz buna? Yeğaaaaaaani. Kısmet hani.


O değil de ne kadar gereksiz anı var şu sayfada. Ahaha hani. Az önce kendi çapımda bir "best of" yaptım: Daha doğrusu "best offfffffffffffff" yaptım. Dedim ben ne kadar çok şey yazmışım. Gereksiz şeyleri ne kadar da büyütmüşüm. Sonra "Yok ben en doğrusunu yapmışım" dedim. Şaka şaka. Böyle bir şey demedim; çünkü bu biloğun -inanır mısınız ama- halen daha mevcut olmasının tek sebebi sayıklamalarıma duyduğum saygıdır. Yok anıymış, yok değer verdiğim insanlarmış. Sikerler.


İnsan büyüdükçe daha doğru seçimler yapıyor. Samimi olmayan insanla, samimi olan insanı çok daha rahat ayırabildiğiniz gibi; samimi insanları da "dengeli", "yeğani", "dengeli değil ama çabası yeter", "yea bu gerizekalı galiba", "özünde iyi ama!!1!1!", "hmm", "kısmen dengesizli mi ki?", "dengesiz", "ruh hastası", "ıyyyyyyyy" diye çeşitli kategorilere şey yapıyorsunuz. Yargılamak demeyelim de, özet geçiyoruz diyelim biz ona. Tıpkı piçler gibi. Hihihihi hatta.


Budapeşte çok güzel bir yer. Paris sikim gibi. Viyana sıkıcı. Brugge dünyanın en şahane şehri. Amsterdam ise... Amsterdam çok tatlı bir yer bence.


Ortada bir konu yok gördüğünüz gibi. Aynı tas aynı haham. Hamam değil, haham. Kalırsınız öyle.


O değil de bu satırları okuyan siz gerizekalılar. Benden ciddi olmamı mı bekliyorsunuz? Gözünüzün üstünde kaşınız mı var? Ot içmeden ot kafası mı yaşıyorsunuz? Pardon da siz Lerzan Mutlu musunuz? Olayınız nedir sizin? Siz neyin kafasındadajsdsand?


Siz siz olun, sakın kimseye vermeyin. Biri size am veriyorsa, götünüzü gösterin. Biri size sik gösteriyorsa, burnunuzu kaşıyın. Vermeyin. Rütbenizi bilin. Önce adam olun. Önce kadın olun. Ama olun bir şeyler. Hiçbir insanı yüceltmeyin. Dua dışında hiçbir şey etmeyin. İçki içmeyin. Uçmayın. Cümle kurmayın. "Zenciiiiiiiiiiiiiiiiii" diye bağırmayın. Küçükken zenci olduğunuzu babanız fotoğraflar eşliğinde kanıtladığında şaşırmayın. Kötülük yapmayın. Hiçbir kimse hakkında kötü düşünmeyin. Hiçbir kimse hakkında kötü konuşmayın. Hiçbir kimseyi taklit etmeyin. Bunlar ayıp şeyler sonuçta.


Hadi gömdüm.

Labels: , , , ,

0 comments


Friday, June 10

Sözlerinin ne anlama geldiğini gayet iyi bilmene rağmen seni tam olarak o anda yansıtmayan herhangi bir şarkıyı, bir sigara eşliğinde daha önce otuz dört defa söylemiş gibi ve tam da o sözleri söylemek istiyormuş gibi muazzam bir hevesle söylemek istemek ve hatta daha da ileri gidip o çirkin sesinle söylemek. Şu anda kurumuş dudaklarımı birbirinden ayırıp koca bir nefesi boğazımdan içeri çekerek gerçekleştirdiğim şey bu ve şu anda neden bunu bu kadar detaylı bir şekilde anlattığım konusunda en ufak bir fikrim yok. Ya da neye canımın bu kadar sıkıldığını da bilmiyorum. Bir hafta önce, saat sabahın 4'ünde Berkay'a "Ben bunları hak etmedim." dedikten sonra neden tam bir gerizekalı gibi ağlamaya başladığımı da bilmiyorum.


Aklıma bir saniye içerisinde beş yüz altmış tane şey gelirken ve ben bununla yaşamayı artık kabullendiğimi sanarken muazzam bir baş ağrısı çekiyorum, gereksizce hatırladığım ve gereksizce yücelttiğim her bir anı yüzünden. Hiçbir zaman doğru kelimeleri birbiri ardına sıralamayı başaramamış bir insan olarak ve bu başarısızlıkta korkunç derecede istikrarlı bir insan olarak kendimden ölümüne sıkıldığımı evet, belki çok defa anlatmış ve paylaşmış olabilirim; fakat ilk defa bunu her bir zerremde hissediyorum ve bu gerçekten ayak bileklerimin buz kesmesine sebep olacak kadar itici bir şey: Hunharca sevdiğim, çok ama çok sevdiğim insanlara olan yaklaşımım gerçekten yorucu derecede çocuksuluk içeriyor ve bu hiçbir şekilde sevimli değil.


Gün içerisinde minimum beş yüz defa aklımdaki o asıl şeyi yapmayı çok istiyorken ve hep bir şekilde aklıma çok ama çok gülümsediğim bir anı geldiği için o anı hep bir şekilde erteliyorken ve ben bu ertelemelerle hayatımı idame ettireceğimi artık kabullenmem gerektiğini düşünürken ve bunu inanılmaz derecede sıkıcı buluyorken, çıkış noktası olarak sürekli sigarayı seçmem ve sigaraya seninle başlamış olmamı hatırladıktan sonra her şeyden ve bilhassa kendimden takriben yirmi beş saniye boyunca önlenemeyecek derecede büyük bir mide bulantısı duymam, bünyemde ter kokusu etkisi yaratıyor ve bu hiç hoş değil.


Kırk üç dakika öncesine kadar seninle geçirdiğim her bir anıya korkunç derecede büyük bir saygı duyuyordum. Sonra bir şey oldu. Ağladım durduk yere. Ağlarken senin ağlamanı hatırladım. Bunu çok iyi hatırladığım için daha da sinirlendim ve mütemadiyen geçmişe dönüp durduğum için kendime daha da kızarak daha da çattım kaşlarımı.


Sonra aklıma Mayıs 2009'un muhtemelen üçüncü haftasındaki bir akşam üstü geldi. Sigaraya başlamamın üstünden üç ay geçmiş olmasına karşın aç karnına sigara içilmemesini bir türlü öğrenememiştim ve bulantımı bastırması için marketten aldığın pembe ve beyaz marşmelovları ağzıma atıyordum. "Ne yani, aynı düşünmüyoruz; ayrılalım mı o zaman şimdi?" Hani çok saçma şimdi o cümlenin aklıma gelmesi. İkimizden biri kurmuştu o cümleyi ve kimin bunu söylediğini, kimin neyi savunduğunu hatırlamadım. Şu anda da hatırlamıyorum. Sana olan kırgınlığım hat safhada olmasaydı bir telefon açıp, iki yıl önce o cümleyi hangimizin kurduğunu sorardım. O derece değer veriyordum çünkü ben sana kırk üç dakika öncesine kadar. O derece saygı duyuyordum ve tartıştığımız bir anı bile hatırlasam üç saniye sonra gülebiliyordum.


Bir şey oldu işte kırk üç dakika önce. Tıpkı babam gibi canın istediğinde herkesi tek bir hamlede silip atabileceğini oturup yedi saniye boyunca hızlıca düşündükten sonra senden korkunç derecede soğudum. Çok komik, değil mi? Babamdan soğumadım ve senden soğudum. Annem ve babamla beraber en çok sevgi beslediğim üç insandan biri olan senden soğuma sürem yedi saniye sürdü sadece. Radiohead filan da dinlemiyorken üstelik; bunu bilhassa belirtmek istiyorum. Herhangi bir Thom Yorke melodisi aklıma gelmemiş bir şekilde yardıra yardıra gittin aklımdan.


Eminim bunları duyduğuna çok sevineceksin; çünkü biliyorum ki sana olan bağlılığımın, anlamsız; çünkü sonsuz sevgi ve her şeyden önemlisi saygımın planladığımızdan çok daha erken bir şekilde sonlanmış olması senin de içini rahatlatacaktır. Artık adım geçtiğinde klişe bir şekilde arkamdan küfür edebiliyor olacaksın, "öf" efektini vereceksin, "ahaha" diye güleceksin ve konuyu kapatmaya çalışacaksın. Muhtemelen ben de benzerini yapacağım. Böylelikle bu konu da böylelikle kapanacak.


Ve hani şey. Bunların hiçbiri aslında beni üzmüyor. Aslında tamam hayvanlar kadar çok üzüyor tamam mı? Ağzına sıçayım, sürekli aklıma geliyor ve sinir oluyorum birçok şeye. "Ne yani amınakoyim, niye böyle oldu ki?" diye sürekli tiksinti duyuyorum. Klişe olan her şeyin ebesini çatır çatır sikerken şu gelinen noktanın buram buram klişe olması çok sinir bozucu.


Hiçbir şeyin önemi yok ama tabii. Bugün hava yağmurlu mesela. Hayatımda ilk defa senden ve sana ait olan her şeyden yüzde seksen dokuz oranında soğudumu düşünüyorum ve hala daha bu fikrim değişmedi. Ve lütfen değişmesin. Biliyorum bunu çok istediğini; sinir bozucu bir şekilde senin hakkında hala daha iyi şeyler düşünebiliyor oluşumdan dolayı tiksinti duymaya başladığını çok ama çok iyi anlıyorum.


O yüzden son kez bir şey söylemek istiyorum sana. Bir daha aklıma geldiğin takdirde en yakınımda bulunan camdan aşağı sarkacağım. Söz veriyorum.


Mutlu ol. Ablanı çok ama çok sev; çünkü o hayatımda tanıdığım en mükemmel insanlardan biri. Onu sakın üzme. Erkek arkadaşını da sev ve onun hakkında hiçbir kötü cümle kurma. Hep içine sinen şeyleri yap. Hiçbir kimseyi kırma. Başta Eda ve Çağrı olmak üzere bütün sevdiğin insanları sevmeye ve onları kollamaya devam et. İnandığın şeylerin arkasından gitmeye devam et. Aç karnına sigara içme. Başının çok sık dönmesini daha fazla kanıksama; doktora git bir an önce.


Ve lütfen hiçbir şekilde benim hakkımda olumlu şeyler düşünme. Seninle paylaştığım en özel şeylerimi beni aşağılayarak ve yerin dibine sokarak en sevdiğin insanlara anlat. Hakkımda olumsuz düşün. Beni düşmanın olarak gör. Benden nefret etmeye devam et. Benimle geçirdiğin her süreye lanet et. Beni hatırlama. Hatırladığın takdirde panik olma ve üç saniye içinde aklından geçip gitmem için allaha dua et.


Söz mü?

Labels:

0 comments


geçmişimin kara lekeleri
April 2006
May 2006
June 2006
July 2006
August 2006
September 2006
October 2006
November 2006
December 2006
January 2007
February 2007
March 2007
April 2007
May 2007
June 2007
August 2007
September 2007
October 2007
November 2007
December 2007
January 2008
February 2008
March 2008
April 2008
May 2008
June 2008
July 2008
August 2008
September 2008
October 2008
November 2008
December 2008
January 2009
February 2009
March 2009
April 2009
May 2009
June 2009
July 2009
September 2009
October 2009
November 2009
December 2009
January 2010
February 2010
March 2010
April 2010
May 2010
June 2010
July 2010
August 2010
September 2010
October 2010
November 2010
December 2010
January 2011
February 2011
March 2011
April 2011
May 2011
June 2011
November 2011
December 2011
January 2012
March 2012